Köy Enstitüleri üzerine

Bu resimde Aşık Veysel ve öğrencileri var. Kendisi enstitülerde halk müziği öğretmeniydi.
17 Nisan Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümü. Köy Enstitüleri’nin fikirsel temeli, 1935 yılında Büyük Kurultay’da “planlı sanayileşme” ve “planlı köy kalkınması” modelinin onaylanmasıyla atıldı. Köy Enstitüleri dönemi ise 1936 yılında ilk eğitmen kursunun açılmasıyla başladı. 1938’den başlayarak İstanbul’daki okumuş yazmış elit çevre köy enstitülerinde, Tercüme Bürosu’nda ve konservatuarda görev almak üzere Ankara’nın yolunu tuttu. Aralarında Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat gibi aydınlanmacılar, Nurullah Ataç, Melih Cevdet ve Orhan Veli gibi yazarlar, o yıllar (Hitler’in yükseliş yılları) netameli sayılabilecek Yahudiler (Erol Güney) ile toplumcular (Sabahattin Ali) vardı. Hepsi de Hasan Ali Yücel’in koruması altındaydı. Böylece bu seçkin aydınlar Ankara’da bir Türk Rönesansı yaratmayı başardılar. Enstitüler bu Türk Rönesansı’nın önemli parçalarından biriydi. Enstitülerin resmi kuruluş yılı 1940’dır. Fakat bu kadar etkili bir eğitim modelinin ömrü inanılmayacak kadar kısa sürdü. Bunda CHP’nin farklı görüşlere kapalı bir parti olması etkili oldu. Okulların açılışından altı yıl sonra, henüz 1946 yılında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İ. Hakkı Tonguç görevden alındı. Bu ikilinin ardından tüm yapılanlar iskambil kuleleri gibi devrildi. 1947′de bir yönetmelikle üretim içinde demokratik eğitime son verildi. Bu okullarda köy önderleri yetişmesi özellikle büyük toprak sahiplerinin hiç işine gelmiyordu. Onları ışıktan, aydınlıktan korkan örümcek kafalı Ortaçağ artıkları da destekledi. Bir oldubittiyle 1954 yılında enstitülerin adı İlköğretmen Okulu olarak değiştirildi ve bunlar kapatıldı. Eğitimimizin bu parlak sayfaları böylece yırtılıp atıldı. Belki o günkü hareket devam etseydi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik kalkınması gerçekleşebilecekti. Hatta belki bugün ülkenin bu bölümlerinde büyük bir yara olan işsizlik ve yoksulluğun önüne bile geçilebilecekti. Köy Enstitüleri ile ilgili çok konuşuldu, yazıldı. Üzerinden 50 yıldan uzun süre geçmesine rağmen hala konuşuluyorsa, yabancı araştırmacıların incelemesine konu olabiliyorsa bunun bir nedeni olmalı… Öyleyse biz de Orhan Veli’nin dediği gibi “Yarına o gün ümitle yürüyenlere, bir selam uçuralım”.

Yukarıdaki fotoğrafta 1940′lı yıllarda Arifiye Köy Enstitüsü öğrencileri görülüyor. Hepsinin gözleri pırıl pırıl… Ön sırada soldan üçüncü babam…
***
Biliyorsunuz bu ay Punto babasının Beşikdüzü Köy Enstitüsü anılarına yer veriyor. Bu ibretlik anıları özellikle bugünkü eğitimcilerin ve eğitime yön verenler başta olmak üzere herkesin okuması gerektiğine inanıyorum. Ne kadar gerilediğimizi görmek için.
Köy Enstitüleri konusunda geçen yıl üç yazı yazmıştım. Bunların ilkinde geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez fikrinden yola çıkarak enstitüleri anlatıyorum; burada ise bir köy enstitüsü öğrencisinin (babamın) 1944 yılında okulda tuttuğu günlüğünden pasajlar var. O yıl okuduğu kitapları kaydetmiş. Şimdi niçin kitap okunmuyor?
*** KİMİ GÖRÜŞLER
Hasan Bülent Kahraman: “Mavi Anadolucular’ın klasik Kemalizmin “halka rağmen halkçılık” anlayışını “halk ile birlikte halkçılık”a dönüştürmeye çalıştırma gayretinin bir ürünüdür Köy Enstitüleri. İlerlemenin, ya da kalkınmanın halk tabanından oluşacak motive ile olması gerektiğine inanan grubun, köylünün eğitiminin bu süreçte şart olduğuna olan inancının bir ürünüdür. Bu özelliğiyle fazlasıyla elitist olan klasik Kemalizme referansla değerlendirecek olursak, ideolojinin sonucunda değil yönteminde gerekli görülen bu değişiklik ile bu akım bir nevi Neo-Kemalizm özelliği taşır.”
Füruzan: “Keşke bu alışkanlığın sağlanabilmesi için Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki projelerin hayata geçmesinin önü kesilmeseydi. Yeniden hatırlarsak Köy Enstitüleri ve halk evleri, okumanın yaygınlaşması için çok akıllı projelerdi. Çocuklar ve gençler arasında bir eğitim eşitliği sağlamayı amaçlıyordu. Almanya’da Ruhr Havzası’nda maden işçileriyle ilgili yaptığım çalışmada birçok soru yöneltildi bana. Onlara Köy Enstitüleri projesini anlattım. Çok heyecanlandılar. Bu çok size ait zekice bir proje, niçin vazgeçildi diye sordular. Verdiğim yanıtı tahmin edersiniz.
Tabii bütün bunlara M.E.B’nin o yıllardaki benzersiz yayınlarını da katabiliriz. Fakat önleri kesildi. Eğer devam etseydi Türkiye şu anda okuma alışkanlığı açısından çok başka bir noktada olurdu. ” 24.2.2006, Milliyet
Abbas Güçlü: “Köy Enstitüleri’nin gücü, “ulusal” oluşundan ve gerçeklerimizin zorlanmasından doğdu. Ulusal kültürün yaratılmasında, halkoyunları ve türkülerin ilk kez ve her gün okullara girmesinde, halk sanatının keşfedilmesinde Köy Enstitüleri öncü oldu. O yüzden Türkiye dışında-UNESCO çevrelerinde, dünya pedagoji literatüründe ve bugün aktif eğitime geçen üniversitelerimizde programı ve uygulayımı büyük hayranlık yaratıyor, yaratmaya devam ediyor.” 6.1.2006,Milliyet
VE BİR LİNK: Can Dündar’ın bugünkü (17.4.2007) yazısı.
16 / Nisan / 2007
Ben koy enstitulerinden cikma, cok onemli bir kisiyi taniyorum: Aydin Gun! Kendisi Adanali’dir. Dusunun, Adana’dan bir cocuk, koy enstitusu sayesinde nelerle tanisiyor, Istanbul Operasi’nda solist oluyor, mudur oluyor, direktor oluyor! Dusunun.
http://www.elifsavas.com/blog
Hemen aklıma gelen birkaç ismi de ben vereyim. Yazar Behzat Ay, Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Adnan Binyazar, Osman Şahin, Ümit Kaftancıoğlu, Fakir Baykurt, Mahmut Makal, şair Ali Yüce, Dursun Akçam ve daha niceleri…
Bunlar da köy enstitüsü mezunudur. O kısacık sürede bunca değerli yazar…
50′ lerden sonra da butun Anadolu’ya yeterince kultur, egitim, spor, turizm yatirimi yapilabilseydi ve orada ki insanlar cagdas yasam seviyesine cikarilabilseydi, belki bugun basimizdakiler de olmayacakti. Bizde de var kisa pantolonlu okul resimleri 40 li yillardan kenarlari hamurlasmis, simdi sokaklar sanki Iran.
Yalin hali ; enstitü, Bir üniversteye bagli veya bagimsiz bir kurulus olarak genellikle arastirma yapan ve bazi durumlarda ögretime de yer veren egitim kurumu.
hatip,bir topluluk karsisinda etkili,acik,düzgün konusarak bir düsünceyi anlatmada, bir duyguyu asilamada yetenekli kimse.
Galiba yorumum yanlismi oldu!..
Sadece yalin hali.
Saygilar.
Hoş geldin Alp&Ege’nin annesi. Bizde de var iki oğlan. Bakalım çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakabileceğiz.
Erdil Bey, evet enstitüden imam hatibe! Daha kimbilir nerelere…
Şefika hanım uğramayalı ne güzel yazılar yazmışsınız. İlk fırsatta hepsini okuyacağım. Size bir email yolladım ancak geri gelmiş. bana doğru email adresinizi gönderebilirmisiniz? sevgiler.
Sevgili Şefika, Berceste’den sana bir çiçek, bir de oyuna davet var, eğer kabul edersen…
Güzel bir yazı. Çoğu kimse bugün köy enstitülerinin ne olduğunu, hedeflerini, neden açıldığını ve neden kapatıldığını bilmiyor. Birkaç cılız sesi de kimse duymuyor. Bu bakımdan bakıldığında bu tür yazıların gelecek kuşaklara kaynak olması bakımından önemi çok büyük.
22 Nisan pazar günü kutlayacaktık Köy Enstitüleri Kuruluş Yıldönümünü. İki gün evvel ellerimizde çiçeklerle ziyaret edip çağrımızı bildiriyorduk kendilerine, yani Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenlere. Palamutbükünde Nergis Hanımı arıyorduk. O zamanlar İlkokuldan sonra daha yüksek eğitim için Datca dışına gitmiş ilk bayan öğrenciydi kendisi. Ailenin 10 çocuğundan da birisi. Evini göstersin diye yanımıza bir öğretmen de kattılaR.
Öğretmen de bilmiyordu Nergis hanımın evini tam olarak. Bizi, içinde iki ev olan bir tarlaya getirdi. Evlerden biri oldukça düzgün görünümlü, bahçesi akıllıca tanzim edilmiş, göze batan bir evdi. Diğerinden çok farklıydı. Evi gösterecek olan öğretmen diğer bakımsız eve yöneldi, burası diye. Ben gitmedim arkasından. “Hayır orası olamaz, onun evi şu ev olmalı” diyerek güzel bahçeli ve bakımlı evi gösterdim. Biraz sonra bize evi gösterecek öğretmen geri geldi ve “haklısın” dedi. Bu evmiş. Aldıkları eğitim yaşam tarzlarını bile etkilemişti bu insanların.
Merhaba.
Yazmış olduğunuz yazı gerçekten çok güzel.tebrikler…
Fakat benim sizden bir ricam var.benim dedemde Arifiye Köy Enstitüsü’nde öğrenim görmüş. bende bir öğretmen lisesi mezunuyum. bu yaşadığımız refah yıllar ile onun dönemini karşılaştırmak amacıyla bazı araştırmalar yapıyorum. eğer o yıllara ait fotoğraflar veya bilgiler elinizde mevcut ise bu araştırmamda bana yardımcı olmanızı rica ediyorum. e mail adresime her türlü dökümanı gönderebilirsiniz…
çok teşekkür ederim….
Nihat bey,
Ben de Gökova’da tanışmıştım bir köy enstitülü öğretmenle. Maddi olanakları yetersiz olmasına rağmen elindeki kitaplarla bir özel kütüphane açmış. Bu insanların bu kadar bencillikten, ben merkezcilikten uzak olabilmeleri herkesin kendini Yunan mitolojisinin Nergis’i zannettiği bu devirde inanılır gibi değil…
Merhaba A. Günal,
Böyle bir çalışma yapmanız çok sevindirici. Tebrik eder kolaylıklar dilerim. Buradaki ve geçen yıl yazdığım yazılardaki dökümanları kullanabilirsiniz. Bunun dışında daha ayrıntılı bilgi verebilirseniz daha çok yardımcı olmak isterim.
Merhaba.
Teşekkür ederim.Diğer köy enstitüleri ve Arifiye hakkında internette bir çok yazılı dökümana ulaşabiliyorum. Fakat benim daha çok ilgimi çeken o yıllara ait fotoğraflar. Eğer elinizde mevcut ise, o yılara ait fotoğrafları göndermenizi rica ediyorum.
Teşekkürler….
Merhaba,
Arifiyeyi yedi yıldır incelerim. Şu sıralarda yazmayı sürdürüyorum.
Sitenizdeki Ali Görgülü notlarından yaralanma izni rica ediyorum. Araştırmalarımı da paylaşmaya hazırım
sevgilerle
Karabey
babanın yanındaki kız da benim annem , şu anda hayatta, Nevin Demir…
fotoğrafları görünce heyecanlandı bazı kız arkdaslarını tanıdı…
Lütfi Bey,
Yazdığınız için teşekkür ederim. Annenize uzun ömürler diliyorum. İsterseniz annenizin tanıdığı öteki isimlerle fotoğraf altını tamamlayabiliriz. Bu arada anneniz kaç mezunu? 47 mi? Sevgi ve saygılar.
BEBDE ORDA OKUYORUM ŞUAN NE GÜZEL NESİLDEN NESİLE