EKL 2010 Mezunlar Günü

Posted On 8 / Nisan / 2010

Filed under Erenköy Kız Lisesi, Güncel

Comments Dropped 4 responses

Erenköy Kız Lisesi’nin bu yılki mezunlar günü 25 Nisan Pazar okul bahçesinde… Buluşmak üzere…

“Yakacık Yakacık” yayında…

Posted On 27 / Mayıs / 2009

Filed under Uncategorized

Comments Dropped 13 responses

Kardeş sitemiz Yakacık Yakacık yayında…

Adresi:

http://yakacikyakacik. blogspot.com

***

Evlatlarını büyütüp, bir bir yuvadan uçuran bir yer burası. Daha önce buradaki yazıların kabına sığmaması dolayısıyla bir Erenköy Kız Lisesi blogu açmıştım. Onu WordPress’in Türkiye’den erişime kapanması sonucu açtığım Nicomedian sitesi izlemişti. Bugünse yine alıp başını giden Yakacık yazılarını ayrı bir sitede toplamaya karar verdim. Yakacık yazılarının yeni adresi: yakacikyakacik.blogspot.com. Eski-yeni Yakacık anılarını okumak ve/veya yazmak isteyenleri bekliyorum.

EKL mezunlarına yeni duyuru

Posted On 13 / Nisan / 2009

Filed under Erenköy Kız Lisesi

Comments Dropped one response

Merhaba,

26 Nisan’da okulumuzda (EKL) mezunlar günü töreni var. Tüm mezunlar davetlidir. Mezunlar derneğimize üye olmak isteyenler o gün kayıt yaptırabilirler. (İki foto ve varsa diploma fotokopisi gerekiyor.)

Yarım yüzyıl önce Yakacık

Posted On 2 / Ekim / 2008

Filed under İstanbul

Comments Dropped 4 responses


Anılardan damlalar…

Eski Yakacık’ı daha önceki bir yazımda (şurada) anılarla dile getirmeye çalışmıştım. Bu yazıya gönderilen değerli yorumlarla bu konudaki bilgi açığımız epeyce kapanmıştı. Tek eksik olan eski fotoğraflardı. Onları da sağolsun gazeteci ağabeyimiz Sn.Fethi Satıcı gönderdi. Kendisine aşağıdaki yazı ve değerli fotoğraflarını buradan paylaşıma açtığı için teşekkür ediyorum.

Birinci fotoğraf Hasan Paşa İlk Okulu zannedersem 2.sınıfla ilgili.Sınıf arkadaşlarımın bazılarını hatırladım.Öğretmenlerimiz  Yakacıklı Muzaffer Sağun,Kevser öğretmen. Sınıf arkadaşlarım Rahmetli Doğan Kesici ve Yavuz Kahraman.Yaşadıklarını tahmin ettiğiğim ise şunlar. Cemalettin Bayramoğlu,Tülay Aykut,Selma Tozan,Muzaffer Bicioğlu,Tayfun Yolalan, Fethi Satıcı, Taner,Rüstem,Mehmet ve Yetiştirme Yurdu öğrencileri idi.İsim ve soyadlarını hatırlayamadım.

Kız arkadaşlarımız. Seyhan,İsmet,Semaat,Ayten,Nur,Belma,Nuran,Sevgi,Hayriye.Diğerlerini hatırlayamadım.Yıl muhtemelen 1949-1950.

[ O zamanın ilk okul kıyafetlerini anımsayan vardır. Beyaz yakalar nasıl tahta gibi sert olurdu koladan. İnsanın boynu kesilirdi. İlk okul çocukları artık siyah önlüklü beyaz yakalı değil. İlk okullar da artık ilk öğretim oldu ya…]

2. fotograf Ayazma Aşıklar yolu üzerinde.Yıl 1958.Ben Fethi Satıcı,Selma Tozan,küçük Selma,Sevgi,Celal Başer ve İsmet.Bir süre önce yıktırılan tarihi Taşköşk önü.

[Ayazma’da gezmeden dönen hanımlara bakar mısınız? Karınca belli hepsi. Peki kravatlı, takım elbiseli çay bahçesine giden kaldı mı artık?]

3. fotograf en son işleticisi olduğum Yakacık Arzu Sineması önü.(Gözlüklü olan Fethi Satıcı)

[İstanbul’un balkonu Yakacık’a yazlığa gelenlerin eğlencelerinden biri de sinemalar. Fethi bey bu sinemayla ilgili anılarınızı da paylaşmaz mısınız?]

4. fotograf Yakacık’ın yetiştirdiği ilk Güreş Milli Takım namzedi Fethi Satıcı.

EKL mezunlarına duyuru

Posted On 26 / Nisan / 2008

Filed under Güncel, Kişisel
Etiketler:

Comments Dropped 3 responses

SEVGİLİ EKL MEZUNLARI,

ERENKÖY KIZ LİSESİ GELENEKSEL MEZUNLAR VE PİLAV GÜNÜ

27 NİSAN 2008 PAZAR GÜNÜ SAAT 11:00’DEN İTİBAREN OKULDA YAPILACAK.

GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE…

 

Taşınıyorum…

Posted On 9 / Ekim / 2007

Filed under Güncel

Comments Dropped 4 responses

WordPress’den blogger’a hicret ediyorum. Yeni yazılarım yeni adresimde olacak. Eskilerse şimdilik burada kalacak. Çoktan verilmiş bir karardı ama bu dönem (Temmuz’dan Ekim’e kadar) anne ve babamın sağlık sorunları nedeniyle hayatımın allak bullak olduğu fırtınalı bir dönem yaşadım; o yüzden bu kararımı açıklamaya ve uygulamaya bir türlü fırsat bulamadım.

Artık yavaş yavaş buralara dönebileceğimi umuyorum. Beklerim…

Biraz da eğlenelim…

Posted On 30 / Eylül / 2007

Filed under Diğer

Comments Dropped 2 responses

Animatör Animasyona Karşı: Kulun kulluğa isyanı

Masum Adam

Posted On 23 / Eylül / 2007

Filed under Çeviri, Edebiyat, Güncel

Comments Dropped 4 responses

                   

                                   

Adalet zenginler için vardır
Gerçek bir öykü, tamamen kurgu dışı bir belgesel kitap. Grisham, sayısız belge incelemiş, olayı yaşayan kişilerle görüşmüş, olayın yaşandığı mekânları gezmiş, ciltler tutan yeminli ifadeleri okumuş”Acaba masum olduğum kanıtlanıncaya kadar suçlu muyum, yoksa suçlu olduğum kanıtlanıncaya kadar masum muyum?” Duruşmada, suçsuz olduğunu söyledikten sonra ifadesini bu soruyla bitiren Dennis Smith soruyu sormakta son derece haklıydı.Amerika’nın bir eyaletinde, işlemediği bir tecavüz ve cinayet suçu nedeniyle, hakkında hiçbir delil olmadan, sadece polisin bulduğu ‘yalancı tanıklar’ ve bilimselliği kabul edilemeyecek ‘laboratuar raporu’nun doğru olduğu varsayılarak ömür boyu hapis cezası alan, haksız yere on iki yıl hapis yatan bir ‘ABD vatandaşı’ydı. Dennis Smith’le ortak kaderi paylaşan Ron Williamson’ın yaşamı ise çok daha trajikti. Aynı cinayeti birlikte işlemekten yargılanan Ron Williamson, ölüm cezasına çarptırılmıştı. İnfaza beş gün kala ölümden döndü. Tek hayali ünlü bir beyzbol oyuncusu olmak olan Ronnie, on iki yıl ölüm hücresinde kaldıktan sonra, ancak beş yıl yaşayabildi.Otuz beş yaşında hapse giren Ronnie, hapisten çıktığında kırk yedi yaşındaydı ama altmış beşinde gösteriyordu. Akıl sağlığını tamamen yitirmiş ve kendi başına yaşayamaz hale gelmişti. Belki de zamanında yapılacak iyi bir psikiyatri tedavisiyle sağlığına kavuşabilecekken, on iki yıllık hapis yaşamı boyunca yalan yanlış ilaçlar, kötü muamele, en sağlıklı insanı bile çıldırtıcı koşullar, Ron Williamson’un sadece ‘yaşam süresini’ kısaltmakla kalmamış, ruh sağlığını, hayallerini, umutlarını, en doğal insan hakkı olan ‘mutlu yaşam hakkı’nı da elinden almıştı.Ortaçağ değil; yıl 1983

Benzer kaderi paylaşan sadece Dennis Smith ve Ron Willamson değildi. John Grisham, Masum Adam isimli belgesel romanında, Dennis ve Ronnie’nin hikâyesine odaklanmakla birlikte, aynı dönemde yine çok benzer koşullarda haksız yere suçlanan üç ‘masum adam’ın daha öyküsünü anlatıyor. İnsan, romanı okuduğunda, idam edilen daha kaç ‘masum adam’ vardı acaba, diye sormadan edemiyor.
Dennis Smith ve Ron Williamson’un yaşamını cehenneme çeviren olaylar ortaçağda, engizisyon mahkemelerinde yaşanmış değil. Cinayetin işlendiği 1983 yılından 2000 yılına kadar süren haksız yargılama, idam ve hapis cezası, yalan üzerine kurulu bir ‘adalet sistemi’… Burası ‘ilkel’ kabilelerin yaşadığı, dünyanın uygarlıktan uzak bir köşesi de değil; dünyanın çeşitli ülkelerine ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ götürmek üzere savaş açmış olan ABD’nin bir eyaleti. Sadece bu küçük eyalette yaşananları, birkaç vicdansız savcı ve yargıcın ‘hatası’ olarak görmek mümkün mü? Bu soruya verilecek tek bir yanıt var: Uydurma kanıtlarla yargılama yapan, hile ve tehditle yalancı tanıklar bulan, duygusal baskıyla sanıklarından ‘itiraf kopartan’, yargılamanın başından sonuna kadar kötü niyetli olduklarını gösteren o savcı ve yargıçlar, her şey ortaya çıktıktan sonra da görevlerinde kaldılar ve kim bilir daha kaç kişiyi ölüm hücresine gönderdiler. Kaçının gerçek suçlu olduğu ise vicdanlı olanların zihninde bir soru olarak kaldı…

Neden Dennis ve Ronnie’yi kurban olarak seçmişti savcı ve polis? İkisi de toplumun kenarında kalmış, ‘saygın’ meslekleri olmayan, içkiye, uyuşturucuya ve kadına düşkün ‘serseriler’di. Üstelik yoksul ailelerin çocuklarıydılar. Kimseyi satın alabilecek güçleri yoktu. Ünlü avukatlar da tutamazlardı. Tecavüz ve cinayet suçuyla itham edildiklerinde, bu suçların toplum tarafından onlara ‘yakıştırılması’ da son derece kolaydı. Kimse yadırgamazdı, nasılsa onlar ‘potansiyel’ birer suçluydu… Masum oldukları kanıtlanıncaya dek! Dennis Smith, en ‘iyi hukuk okulu’ndan mezun olmuş sayılırdı. Cezaevinde bulunduğu süre boyunca suçsuzluğunu kanıtlamak için sayısız hukuk kitabı bitirdi. Ve bütün yaşadıklarının sonunda, vatandaşı olduğu ülkenin adalet sistemini şöyle tarif ediyordu: “Kendinizi savunacak paranız yoksa, yargı sisteminin insafına kalıyorsunuz. Bir kere sistemin ağına takılırsanız, kurtulmanız neredeyse olanaksız; suçsuz olsanız bile.”

Neden gerçek suçlu olan Greg Gore, kurbanla birlikte son görülen kişi olduğu halde es geçilmiş, doğru düzgün sorgulanmamış, “laboratuar raporlarından muaf tutulmuştu?” Üstelik Ron Williamson sadece ve sadece onun ‘tanıklığı’na dayanılarak tutuklanmıştı. Gerçek suçlu olan Gore, bunun nedenini aradan yaklaşık yirmi yıl geçtikten sonra açıklayacaktı: “Ancak, 1980’lerin o ilk yılları boyunca Ada polisinin çoğunlukla bana iyi davrandığının farkındaydım, çünkü kendileriyle birlikte uyuşturucu işinin içindeydim. (…) Doğrudan doğruya Bay Williamson’u teşhis etmemi önerdiler.”

Bulunan öteki tanıklar ise cezaevindeki diğer suçlulardan oluşuyordu. Çünkü, “özgürlüğe kavuşmanın veya en azından ceza indirimi almanın en kestirme yolu, bir şüphelinin suçunu veya suçun bir bölümünü itiraf ettiğini duymak veya duyduğunu iddia etmek, sonra da bunun karşılığında bir şey koparmak üzere savcıyla pazarlığa oturmaktı”.
ABD anayasasına göre insanların kendini suçlu ilan etme yolu kapatılmıştır! Yasalarda sorgulamalar sırasında polisin nasıl davranacağına ilişkin sayısız hüküm vardır. Örneğin tehdide maruz bırakılmış bir zanlının itirafı geçersizdir… Sorgulamanın uzunluğu, gündüz mü gece mi yapıldığı, sorgulamayı yapan kişinin psikolojik yapısı, deneyimi, eğitimi, yasalara göre denetlenmeliydi. Ancak Grisham’ın anlattığı beş gerçek öykünün tamamında bu yasaların hiçbiri hayata geçirilmemişti. Aksine, polis tarafından tehdit ve ağır baskıya maruz kalan zanlılar, on saat süren, gece başlayıp sabaha kadar devam eden sorgulamalardan kurtulmak için ‘onlara istedikleri ifadeyi’ vermek zorunda kalmışlardı. ABD anayasasına ‘gerekli hükümleri’ koymuştu. Peki ya ‘uygulamadaki sorunlar?’

Amerikan polisiyeleri ve gerçek

John Grisham’ın Masum Adam kitabını okurken, aklıma sık sık izlediğim Amerikan polisiyeleri geldi. O polisiyelerde, gerçek katil eninde sonunda yakalanırdı! Dedektifler, FBI görevlileri, polis her zaman ‘iyi Amerikan vatandaşları’ olurlardı. Vicdanlı, fedakâr ve yardımsever! Sorgulamalarını her zaman nazikçe yapar, ancak gerçek suçluyu bulduklarında sertleşirlerdi! Laboratuarlarda en bilimsel koşullarda, en ayrıntılı incelemeler yapılırdı. Saç, kıl örnekleri, DNA testleri, titizlikle inceleyen ve bir haksızlık yapılmaması için gece gündüz çalışan ‘süper’ polisler görürdüm ekranlarda. Elbette o zaman da bunların birer kurgu olduğunu iyi bilirdim. Ancak Grisham’ın Masum Adam’ı, gerçek bir öykünün, hiç hayal katılmadan aktarılmış, tamamen kurgu dışı bir belgesel kitap. Grisham, sayısız belge incelemiş, olayı yaşayan kişilerle görüşmüş, olayın yaşandığı mekânları gezmiş, ciltler tutan yeminli ifadeleri okumuş… Gerçeğin etkisi kitabı okuduğumda beni sarstı!

John Grisham olayları mümkün olduğunca nesnel bir şekilde aktarmış. Kitabı okurken kendinizi yaşananların izler gibi hissediyorsunuz. Grisham kuru bir şekilde olayları sıralamıyor, olayların içindeki insanların yaşamöykülerini, geçmişlerini de bir edebiyatçı diliyle aktarıyor. Suçlanan insanların özlemleri, zayıflıkları, hataları, çocukluklarından taşıdıkları hayalleriyle o insanları tanımanız, olayın yüzeydeki boyutunun da ötesini görmenizi sağlıyor.

Masum Adam’da yalnızca adalet sisteminin korkunç boyutlara ulaşan yanlışları anlatılmıyor. Amerikan cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalar son derece canlı bir şekilde aktarılıyor. John Grisham bu belgesel romanıyla, Amerikan toplumunun aile yapısı, toplumsal ilişkiler, zengin-yoksul farkları konusunda da son derece ayrıntılı ve gerçekçi bilgiler veriyor. Masum Adam, önyargıları altüst eden bir belgesel roman.

IRMAK ZİLELİ

MASUM ADAM
John Grisham, Çeviren: Şefika Kamcez, Remzi Kitabevi, 2007, 366 sayfa

Radikal Kitap
17/08/2007

Duyuru

Posted On 23 / Eylül / 2007

Filed under Uncategorized

Comments Dropped 8 responses

EKL ile ilgili yazı ve yorumlarımız artık ayrı bir adreste. Zaten nicedir hazır bekleyen EKL sayfasını yayına açtım.

Yeni yerimiz: http://erenkoykizlisesi.blogspot.com

Böylece artık bir forum halini alan yorumlarınız daha ferah bir mekana kavuşuyor (çünkü buranın kapasitesinin büyük bölümünü doldurmuşuz). Ayrıca WordPress’e Türkiye’den erişimin yasaklanmasından etkilenenler de sayfaya erişme olanağı bulacak.

Sevgili EKL’lilerle orada görüşmek üzere.

Radikal İki: Beyaz Yaramazlık

Posted On 6 / Eylül / 2007

Filed under Güncel

Comments Dropped 7 responses

“Radikal İki’nin ön sayfalarına konan yazarları fazla böbürlenmesinler. Radikal İki’nin stili asıl arka sayfalara doğru belirir. Solculuğu, devrimciliği snobe etmek o kadar da kolay olmadığı için, arka sayfalarda kitle kültürü ve hatta popüler kültür; şarkıcılar, filmler snobe edilir. O sayfalardan siyaset sayfalarına da, yazılarına da yansıması beklenir kibrin. Snobizmin. Umulur. Radikal İki snob bir imgedir. Bir kibir imgesidir. Mizanpajı da bu imgeye uygundur. Beyazı boldur. Agorafobisini böyle gizler. Steril duruşunu böyle sergiler. Radikal İki, holding bahçesindeki beyaz yaramazlıktır. Beyaz yaramazlığı sterilize edilmiş muhaliflerin.”
Ahmet Tulgar Birgün’de bugün Radikalİki’yi ele almış. http://www.birgun.net/bolum-73-yazar-136.html

Sonraki Sayfa »