Allianoi: Girmek Yasak, Yok etmek Serbest!

Posted On 28 / Ağustos / 2006

Filed under Tarih ve Arkeoloji

Comments Dropped 5 responses

Ege’deyiz. Bergama antik kenti gezisinden sonra akşam üstü serinliğinde Allianoi’ye gitmeye karar veriyoruz. Yol düzlükte tarlaların arasından geçiyor. Kısa sürüyor. Fakat o da ne? Görünürde boş tarlalardan başka bir şey yok. Yine de kapıda arabayı park ediyoruz ve küçük tabelada girmek yasaktır yazısını okuyoruz. Buraya allianoitrtmayisposter0.jpgkadar gelip eli boş dönmek sevimsiz. Bu sırada içerden bir çalışan geliyor. İçeri girip gezebileceğimizi söylüyor.

Kapıyı aralayıp içeri süzülüyoruz. Ta uzakta bir aile var. Çocuklarıyla dolaşıyor. Çalışan onların bulunduğu bölümün ayrı bir kapısı olduğunu oraya buradan geçilemediğini söylüyor. Peki, orayı sonra gezeceğiz. Şimdi burada ne var? Burası daha önce gördüğümüz antik yerleşimlerin hiçbirine benzemiyor. Kendini gizler gibi bir hali var.

Bir dere kenarındayız. Ama dere kuru. Yaz mevsimi dolayısıyla mı acaba? Yatağında güzel, yuvarlak çakıl taşları var. Derenin kenarına bir takım setler kurulmuş. İnşaat iskelelerine benziyor. (Zaten kurtarma kazısı varmış. O yüzden kurulmuş olmalı bu iskeleler.) Bize yardımcı olan çalışan bu iskelelerden ilerleyip tahta merdivenlerden aşağı inmemizi söylüyor.

Dediğini yapıyoruz. Çocuklar için bir tür cesaret denemesi. Çünkü merdivenler oldukça dik. İniyoruz. Uzaktan varlığı fark edilmeyen bir hamama giriyoruz. Aman allahım! İçerisi yeryüzü cenneti gibi. İç içe birtakım salonlar var. Soğukluk, sıcaklık, dinlenme odaları. Antik hamamların bütün o bilinen bölümleri.Ortasında havuzlar bulunan bir salona giriyoruz. Havuza elimizi sokuyoruz. Sıcak su! Loş ışık altında incir ağaçları büyümüş. Havuzun içinde bir kaynak var. Hamamı besleyen şifalı kaynaklardan yalnızca biri bu.
Uzaktan bakıldığında hiçbir şey görülmeyen bu yerde, antik binalar içinde çevresini yemyeşil bitkiler sarmış sıcak havuzlar olduğu kimin aklına gelirdi? Elbette bir de önce uzaktan bir ailenin gezdiğini gördüğümüz sonra bizim de ziyaret ettiğimiz ikinci bölüm var ki orası da henüz kazıları tamamlanmamış bir yerleşim yeri.

Allianoi aslında 1800 yıllık bir hamam ve sağlık merkezi. Hala kullanılabilir durumda. Kısa bir süre için. Çünkü burası Yortanlı Barajı’nın suları altında kalmaya mahkum edildi. Çok mu şarttı atalarımızın koruyup bize emanet ettiği bu binlerce yıllık yapıyı yok etmek?

Yoksa bu ülkede taş üstünde taş bırakmamaya yemin mi ettik? Bilmiyorum. Bildiğim sadece kurtarma kazısının ödeneksizlik yüzünden durma noktasında olduğu…

***

~ Allianoi Su Perisi’ne destek için: ”Akbank Bergama Subesi DHV: 33453-012”

~ Olan bitenin ne olduğunu Prof. Türkel Minibaş köşe yazısında çok güzel özetlemiş (Cumhuriyet 21.08.2006) (www.turkelminibas.net)

http://www.arkitera.com/v1/haberler/2004/07/14/allionoi.htm (ilgili haber)

Reklamlar

Mary Shelley ve Yanlış Anlaşılan Kitabı Dr. Frankenstein

Posted On 23 / Ağustos / 2006

Filed under Edebiyat, Kadın

Comments Dropped one response

mary_shelleyİngiliz edebiyatının birçok ünlü yapıtı zamanla özgün felsefi içeriğinden soyutlanarak bambaşka yerlere çekildi; tümüyle yanlış anlaşıldı. Bunlar arasında günümüzde ilgiyle okunan, filme alınan kitaplar da var. Örneğin 50’den fazla filme ilham veren Dr. Frankenstein, Gulliver’ın Yolculukları ve Robinson Crusoe…

Dr. Frankenstein’ın bir kadın tarafından yazıldığını biliyor muydunuz? Mary Shelley’nin ünlü yapıtı ve korku edebiyatının ilk klasiği olarak anılan Dr. Frankenstein aslında romantik akımın bir ürünüdür ve doğaya müdahaleyi eleştirmek için yazılmıştır. (O sıralarda Luigi Calvani ölü kurbağaya elektrik vererek titreşim ve yaşam belirtisi elde etme deneyleri yapmakta ve Mary de bu konuya ilgi duymaktadır. ) Romandaki doktor da benzeri bir deney yapınca doğaya ve tanrının işlerine müdahale etmesinin korkunç sonucuyla yüzleşmek zorunda kalır. Yarattığı ise genel kanının aksine bir “canavar” değil, kıstırılmışlığı içinde cinayet işleyen çaresiz bir zavallıdır. Daima kendisini yaratan doktoru arar ve insanların kendisinden neden kaçtığını bir türlü anlayamaz. Yaratık da yazarı Mary gibi bir vejeteryendir.

Mary Shelley insanları korkutmak amacıyla değil, rasyonalizmin kötülüklerini dile getirmek için yazdı. O pastoral bir dünyadan hoşlanıyordu ve bu dünyanın güzelliklerinin bilimsel gelişmeler yüzünden yok olmasından korkuyordu. Nitekim bu romanı İsviçre’de güzel bir göl kıyısında yazmıştı.

Annesi ünlü feminist Mary Wollstonecaft’ın onu doğururken ölmesi yüzünden Mary Shelley hep bir suçluluk hissiyle yaşadı. Tüm İngiliz romantikleri gibi onun da ekstrem ve trajik bir hayatı oldu. Üç çocuğunun ölümünü gördü. Kocası ünlü ozan P.B. Shelley kadınlara düşkün ve bencilliğiyle ünlüydü; serbest aşk yanlısıydı ve bu yüzden eski karısının intiharına neden olmuştu. Dul kaldığında 26 yaşında olan Mary yaşamının geri kalanını ozanın yapıtlarını düzenlemekle, onlara önsöz ve açıklamalar yazmakla ve birçok kez yayınlatmakla geçirdi. Oysa Mary çok yetenekli bir kızdı. Bu dünyaca ünlü romanı yazdığında sadece 19 yaşındadır. Zaten ilk şiiri de 10 yaşındayken basılmıştı. Kendisi ise birkaç yeni roman yazmakla yetindi.

Perge: Bir su şehri

Posted On 16 / Ağustos / 2006

Filed under Tarih ve Arkeoloji

Comments Dropped 3 responses

İki katlı bir binadan daha yüksek devasa bir çeşme düşünün. Dağdan gelen buz gibi sular buradan aşağılara akar. Çeşmenin başını nehir tanrısı heykeperge_su_kanalili süsler. Akan sular büyük bir havuza dökülür. Havuzun suları ise geniş bir kanalla ikiye bölünen sütunlu cadde boyunca şehri geçmektedir. Böylece sütunlu caddeden şehre bir serinlik yayılır. perge_hamam

Sütunlu caddedeki kanalın üstünde merdivenli üst geçitler vardır.

Şehre hayat veren bu sular sütunlu caddenin sonunda yer alan dönemin en büyük hamamlarını da besler. Bu hamamlar bir tür sayfiye yeri olduğu gibi aynı zamanda bir şifa merkezidir. Şehir halkı günün bir bölümünü hamamlarda geçirir. Hamamların sıcaklık bölümlerinin alt katında sıcak havalı ısıtma sistemi bulunur. Ateş tuğlaları ve aralarındaki hava boşlukları ile binlerce yıllık bu yapıları nasıl olduysa yok edememişiz. Bununla birlikte anıtsal çeşme ve nehir tanrısının gölgesini keçi sürülerine tahsis etmeyi başarmışız. Antik taşların arasındaki otları yiyen bu keçiler mermerlerin gölgesinde yatıp, binlerce yıllık anıtları ağıla çeviriyorlar elbette.

Dümdüz Aksu arazisinin ortasındaki tek ve tepsi gibi düz tepenin gölgesine kurulu bu şehir tüm Anadolu uygarlıkları kalıntıları gibi yalnız yabancılardan değil, Türkiyelilerden de ilgi ve sevgi bekliyor. Antik şehir gezilerinde her zaman olduğu gibi yine ve yalnızca yabancılarla dolaşmak istememekte haksız mıyım? Sizce de gelmiş geçmiş Anadolu uygarlıklarını bugünün Anadolu insanı da bilse, mermer sütunların serin gölgelerinde otursa, geçmiş zamanları hayal edebilse, onlar gibi uygar olmayı düşleyebilse fena mı olur?

Duygu Asena’ya saygıyla

Posted On 1 / Ağustos / 2006

Filed under Kadın

Comments Dropped 2 responses

Güçlü olduğunu bildiği halde, güçsüz rolü yapmaktan yorulmuş her kadın için, kendini savunmasız hissettiği halde, güçlü görünmekten yorulan bir erkek vardır. Aptal rolünü oynamaktan yorulmuş her kadın için, sürekli “her şeyi bilmesi” beklenen bir erkek vardır. “Duygusal kadın” olarak adlandırılmaktan yorulmuş her kadın için, ağlama ve kibar olma hakkı elinden alınmış bir erkek vardır. Çocukları tarafından “bağlandığını” hisseden her kadın için, ebeveynlikte paylaşılan sorumluluğun zevkini tadamayan bir erkek vardır. İyi bir iş sahibi olma ve eşit maaş alma hakkı elinden alınmış her kadın için, başka bir insanın tüm ekonomik sorumluluğunu yüklenmek zorunda kalan bir erkek vardır. Özgürlüğe doğru bir adım atan her kadın için, özgürlüğe giden yolun daha kolaylaştığını keşfeden bir erkek vardır.

~ Nancy R.Smith

Duygu Asena namus cinayetlerine, kuma ve berdele, taciz ve tecavüze, kız çocukların okutulmamasına, ve daha nice toplumsal yaraya karşı mücadele etti.

Anısına saygıyla.