Sayılar neyi bilir neyi bilmez?

Posted On 24 / Haziran / 2007

Filed under Güncel, Kişisel, İzmit

Comments Dropped 6 responses

reading.gif

Can Dündar Perşembe günü yazısında ülke gerçeklerini ortaya koyan kimi sayılar vermiş: Ülkemizde 1220 hastane, 67 bin okul ve 85 bin cami varmış. Kütüphane sayımız 1435, Almanya’nınki ise 11 bin.

Sayılardan çok şey öğreniyoruz elbette ama sayılardan da önemli bir şey var aslında: Nitelik.

Evet çok az kütüphanemiz var ama olanların hali de yazık ki içler acısı.

İzmit’le ilgili kitapları araştırmayı seviyorum. Bir iki yıl önce eski baskı bir İzmit tarihi kitabını araştırırken aklıma İzmit il halk kütüphanesinde olabileceği geldi.

Hay gelmez olaydı. Çocukluğumu geçirdiğim İzmit’te o zamanlar sık sık çocuk kütüphanesine giderim. Kubbeli, kümbet gibi sevimli bir yerdi. Bana çok lezzetli gelen kitaplar okurdum orada. Doğan Kardeş’lerle orada tanışmıştım. O tadı hala unutamamış biri olarak sordum soruşturdum yıllardır gitmediğim il halk kütüphanesinin yeni yerini öğrendim. İlk şaşkınlığım da o zaman başladı. Halk kütüphanesi halkın hiç ayağını basmayacağı bir yerdeydi. Şehirden şehirlerarası (E5) yoluyla ayrılan kıyı şeridinde bir binanın arka yüzünde.

Özel arabasız biraz zor oldu ama yine de pekala gittim. Üç kat bina. Acaba aradığımı nasıl bulacağım. Eskiden kartoteksler olurdu. Onlara bakacağım veya görevliye soracağım. Heyhat kartoteks filan yoktu. Ya görevli? Görevli değil de bir iki görevsiz vardı ortalıkta. Görevsizler kendilerinin bilmem ne yüzünden geçici görevli olduklarını, neyin nerde olduğunu bilmediklerini söylediler. Ya kartoteks? Ben bakabilirdim aradıklarıma. I-ıhh. O da olmazmış. Kartoteksleri kaldırmışlar. Neden? Artık bilgisayara geçirilecekmiş her şey. Peki geçirilmiş mi? Hayır! Sonuçta ben koca kütüphanede kaderimle baş başa kaldığımı anladım. Pes etmek yok! Bulacağım aradığımı. Bu kadar yol tepmişim, zaman ayırmışım. Aradığım kitap mutlaka birkaç metre ötemde bir yerlerde olmalı. Tek tek raflara bakmaya başladım. Etiketler var. Her şey tematik ayrılmış gibi duruyor. Ben de seni çiğ çiğ yemezsem Dewey sistemi! Evet İzmit tarihi kitaplarının yerini de buldum sonunda o üç katta gide gele ama aradığım kitabı onların arasında da bulamadım. Vardı da mı bulamadım yoktu da mı bulamadım; işte bunu bilmiyorum.

Kütüphanelerimizin durumu hep böyle midir, yoksa bu İzmit’e özel bir durum mudur; bilenler parmağını kaldırsın lütfen…

Bu arada 1946 baskılı ve bir daha basılmamış o kitabı daha sonra buldum. Hem de hiç aklıma gelmeyen bir yerde, babamın kitapları arasında evimizde…

Reklamlar

6 Responses to “Sayılar neyi bilir neyi bilmez?”

  1. ERDIL

    O yaziyi bende okudum.Basimdan gecen kücük bir hikayeyi anlatayim.Hanimla gec saatlerde döndügümüzden bir asagi
    sokaga park etmek zorunda kaldim.Kocaman bir park yeri bulma sevinci icinde ne kadar sansliyiz demisdim hanima iyi bak dedi park yasagi filan olmasin; baktim yokdu ertesi günü arabaya ihtiyacimiz olmamisdi.Hanim bir ara bak sokak bon bos al arabayi getir dedi.Park ettigim yere gittigimde benim arabanin yerinde kirmizi renkli bir otobüs duruyordu arabam ise karsi tarafdaydi.Biraz sasirdim hemen otobüsün yanina gittim kapisi acikti kafami uzattigim zaman ici kitaplarla dolu raflari gördüm.Meger ben seyyar kütüphanenin park yerini isgal etmisim bir cekici ile yeri bosaltmislar.Gece oldugu icin levhayi görememisim o bizim mahallenin tekerlekli kütüphanesi imis.
    Hayret biz kütüphaneye degilde, kütüphane bizim ayagimiza geliyor.En güzelide bulamadiginiz kitabi ismarliyorsunuz diger gelisinde size temin ediyorlar.Garip insanlar bunlar.
    Sanki E5 gibi yer yokmuydu gel burnumuzun dibine getir kütüphaneyi, bir de bana cektirme parasi ödet.Diyorumya Garip insanlar.Ögle bir garip de bizde olmali atinin terkesine kitaplari yükleyip köy köy dolasan .
    Saygilar sevgiler.

  2. Hasan Bora

    Çocukken en çok sevdiğim şey, Kadıköy Yeldeğirmeni’nden Rıhtım Caddesi’ne inen sokakta tam hamamın karşısındaki kütüphanede arkadaşlarımla buluşmaktı. Jules Verne’in bilinmeyen tüm eski kitapları bu kütüphanede vardı ve renkli doğa kitaplarından evrim tarihiyle ilgili sayısız not çıkardığımı anımsıyorum. Bugünkü gençlerin tabiriyle biraz sıyırmış bir genç olarak ceplerimdeki bu notlarla dünyayı ve evreni keşfetme çabam burada başladı.

    Ortaokulda kavak yelleri esmeye başlayınca burada özellikle kız arkadaşlarımızla oturup monopoli vb. oyunlar oynamak da ayrı bir keyifti. Sessiz olduğumuz sürece yaşlı kütüphaneci hanım çocukların ne yaptığına pek karışmazdı, tüm ciddiyetine rağmen içten içe çocukları sevdiğine inanmıştım.

    Hala o kütüphanenin abonelik kartını saklarım. Okumayı sevmeme neden olduğu için bu kütüphanenin gönlümde ayrı bir yeri var. Bilmiyorum hala çevredeki öğrenciler hala bu kütüphaneye ders çalışmaya gidiyorlar mı? Bir gün meraktan ziyaret edeceğim. Önünden zaman zaman geçmişliğim vardır ama bir türlü büyü bozulur diye cesaret edip içeri giremiyorum.

    Sevgilerimle

  3. Elif

    Heybeliada’da oturuyorken birgun kutuphanesine gitmistim. Gorevli cok sasirmis, benimle uzun uzun sohbet etmisti. Yillardir kimse, ama kimse kapisini acmamis!!!!

    Bir de Eminonu’ndeki kutuphanede bir arastirma yapmaya calismistim. Tam komedi! Ben arastirmak istiyorum, ne aradigimi bilmiyorum. Ama kitabin adini, yazarini vermezsem kitabi iceriden getirmiyorlar. Cunku kitaplara dokunmak yasak!!! :oP

    Buradaki kutuphanelerde on gun cikmasan sikilmazsin. Hersey, hersey var. Hele Peabody Konservatuvari’nin kutuphanesi, mucevher kutusu gibi! Ama en uyduruk kutuphanede bile binlerce kitap, oyle emrimize amade duruyor. :o(

    http://www.elifsavas.com/blog

  4. meltem

    Benim çocukluğum Rıza Nur kütüphanesinin bulunduğu Sinop’ta geçti. O kütüphane Sinop’un en güzel yerinde deniz kenarında iki üç katlı ahşap bir köşkten ibaretti. Çocuk bölümü de vardı. Ara sıra ödev yapmaya giderdik. Ama kütüphaneci olarak çalışan bayana ne istediğini söyleyeceksin, O da kartlardan bulup kitabı çıkaracak sana verecek. Çoğu zaman ne istediğimi bilemezdim normal olarak. Sonraları da gitmekten vazgeçtim. Kütüphanede olup da bizim evde olmayan çocuk kitabı yoktu ne de olsa. Babam ne kadar çocuk kitabı varsa eve taşımıştı ben de hepsini hatmetmiştim . Evdeki babamın Cumhuriyet ansiklopedilerinde ne arasam buluyordum. Şimdi ansiklopedilerde bilgi de yok sanki bana mı öyle geliyor yoksa?

  5. nicomedian

    Benim sevdiğim kütüphanelerden biri de Boğaziçi Üniversitesi’nin eski kitaplığıdır. O da Amerikan sistemi açık raflıydı. Şimdi galiba rektörlük olmuş. Denize bakan büyük çalışma salonu vardı. İnsanda dokunma isteği uyandıran koyu kestane masaları, sandalyeleri. Hepsi bir örnek okuma lambaları. Oradaki birçok kitabın iç cebindeki kartlarda adım yazılıdır ve sonradan gidip aynı kitap kartlarına bakıp hasret giderdiğim bile oldu 🙂 Örneğin Türk edebiyatı külliyatını, Ervin Piscator’ları, tiyatro ve sinema kitaplarını orada keşfetmiştim. Mühendislik fakültesini bitiremeyeceğim bu faaliyetimden belliydi sanırım. Üstün Barışta, Ali Saydam Sait Ağlarcı ve daha kimlerin kimlerin katıldığı bir yıl süren sinema semineri yapmıştık o kitaplıkta, BÜSK üyeleri olarak. Cumhuriyet gazetesi mikrofilm arşivinden cumhuriyet tarihini taramıştım. (Hani şimdi bir ara dediler ya yok Cumhuriyet gazetesi ırkçıymış diye. 1940’larda kimin ne olduğu, dediği, ne gibi bir ortam olduğunu bilmeden konuşuyorlar, bilgiç bilgiç. O dönemde başka düzgün gazete mi vardı acaba?) Müzik dinleme odasında koca kulaklıklarla hayranı olduğum Beatles, Piaf, Moustaki plakları dinlerdim. Yani kısacası hey gidi günler! O eski kütüphanenin sıcaklığını şimdiki dev boyutlu, aramaların saniyede bilgisayarla yapıldığı, metalik bina verir mi bilmem?

  6. nicomedian

    Hasan Bey,
    Şimdi gitseniz büyü bozulur mu bilmem ama benim de yeldeğirmenindeki kitaplıkla ilgili bir anım var. Yalnız ben ders çalışmak için gitmemiştim! Bir lise arkadaşımın erkek arkadaşıyla buluşma yeriydi orası! Bizi de götürmüştü tanıştırmak için. (Oradan da doğruca Marmara kıraathanesine gitmiştik. Adı Haşmet olan esmer ve korkunç bir adamdı bu erkek arkadaş. Hem solcu olduğunu söyler hem de sağcıların kahvesinde otururdu. Biz liseli kızları şaşırtmayı seviyordu galiba. ) Neyse o kütüphane aklımda bol pencereli ama loş bir yer diye kalmış. Öyle midir bilmem.

    Elif,
    O kapalı duvarlar ardındaki kitaplar ne kadar yalnızlar kimbilir. Antalya Arkeoloji müzesindeki Jale İnan kitaplığının kitapları da hem bir parmaklıkla hem de bir yükseltiyle ayrılmış okurlarından. Zaten okuru/ziyaretçisi de yokmuş. Ziyaret etmeye kalktığınızda dövecekmiş gibi konuşuyorlar insanla.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s