WordPress’e giriş yasağı

Posted On 19 / Ağustos / 2007

Filed under Güncel

Comments Dropped 3 responses

Önce ekşi sözlük, sonra youtube şimdi de wordpress blogları. Türkiye’de sansürcü zihniyetin geldiği nokta bu. İki gündür Türkiye’deki wordpress blogcuları sitelerine erişemiyor. Bu kadar geniş kapsamlı bir yasağın gerekçesi bilinmiyor. Bir sitedeki (hangi site?) uygunsuz/politik içeriğin buna neden olduğu söyleniyor.

Ama tüm dünya bizi Çin gibi özgürlük özürlüsü bir ülkeyle karşılaştırıyor bu arada. Bakın wordpress’in sahibi Matt ne yazmış:

“People trying to visit WordPress.com from Turkey are seeing this message: “Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2007/195 of T.C. Fatih 2.Civil Court of First Instance.” I didn’t realize Turkey had a great firewall like China. This is really unfortunate because we have a really passionate Turkish community that gets about 12 million pageviews a month.”

Matt burada Türkiye’nin Çin’inki gibi büyük bir güvenlik duvarı olduğunu (şimdiye kadar) bilmediğini söylüyor.

Bu yazıya gelen yorumlarda ise Çin’in güvenlik duvarı konusunda Türkiye’den iyi olduğu yazıyor.  

Umarım sorunumuz geçicidir. Yoksa bu yazıya erişim de hiç kolay olmayacak.

Dipnot: Bu ülkede internet sansür yasası az sayıda insanın çığlığına karşın 23 Mayıs 2007 tarihinde yasalaştı.

 …

Ekler:

Türkiye’de sansür için bkz:

http://en.wikipedia.org/wiki/Censorship_in_Turkey

Bu da Çin’deki durum. 250 binden fazla bloga getirilen yasak söz konusu ediliyor: http://www.inthesetimes.com/article/2304/  

Datça’dan zamanı durduran öyküler

Posted On 19 / Ağustos / 2007

Filed under Edebiyat, Güncel

Comments Dropped one response

datca2.jpg

Akdeniz’e, billur suların koynuna, “bir kısrak başı gibi” uzanır Datça yarımadası. Eski Datça’da bahçelerden badem dalları sarkar. Datçalılar mevsiminde badem kırar evlerin önünde. Datça yolları kekik, bahçeleri bal kokar. İskele’de beyaz begonvil salkımları, mor begonvillere dolanır. Efsaneye göre, Datça yarımadasının tam ortasındaki dağ, buraların kralına aitmiş ve bu kral oğluyla kızının esenlik içinde ülkelerini yönetip yönetmediklerini o dağdan gözlemekteymiş. 

İşte o Datça’nın gönüllü yerel tarihçisi, araştırmacısı Nihat Akkaraca nice zamandır yaptığı çalışmaları kitaba dönüştürdü. Datça’da Zaman adını taşıyan bu kitabın en ilginç yanı kaynak kişilerden derlenmiş, daha önce yazıya geçmemiş öykülerden oluşması. Yani Akkaraca bir çeşit halkbilimci gibi davranmış; Pertev Naili Boratav’ların İlhan Başgöz’lerin izinden gitmiş. Böylece zamanın yok edici akışına bir anlamda dur demiş. Siz de benim gibi eski insanların, değerlerin yerine yenilerinin yetişmediği, güzel insanların güzel atlara binip gittiği duygusu içindeyseniz, bunu neden önemsediğimi anlarsınız.
Öyküleri anlatanlar (Hamdi Sarı -1914; Mehmet Tabak -1926 Eski Datça gibi) ve anlatılanlar (Halil Çavuş, Hamit Ağa vb.), hatta manileri yazanlar da ismiyle cismiyle gerçek kişiler. Öykülerin geçtiği dağ, ova, tarla, dere, koy hep Datça coğrafyasının, isterseniz gidip bulabileceğiniz yerleri (Gocadağ, Gızılova, Gökdere vb.)… Buraların ve kimi kahramanların fotoğraflarının da kitaba girmesiyle gerçeklik duygusu biraz daha artırılmış. Kitabın sonuna bir de Datça köy haritası eklenmesi olayların geçtiği yerleri zihninde canlandırmak isteyenler için iyi bir kaynak olmuş.
Öyküler mübadele yıllarından günümüze kadar çok uzun bir zaman dilimini kapsıyor. Datça insanları kurnazları, safları, iyilikseverleri, alaycılarıyla bir geçit resmi yapıyor bu öykülerde. Eski Datça’nın yol sorununa, jandarma dayağından, “demirkırata”, oradan köy enstitülü öğretmenlere ve imama, sonra daha yakın yıllarda halkın devlet hastanelerinde sağlık sorunlarını nasıl çözdüğüne, turistik lokantalarda garsonluk yapan Datçalı gençlere kadar birçok konuya değiniliyor. 
Halk dilinin duruluğu düpedüz yansıyor öykülere. Akkaraca o halkın içinden gelen biri olarak hem o insanları çok iyi anlıyor, hem de çok iyi dile getiriyor. Hatta kendini de onlardan ayırmadığından “İstanbul’da bir Datçalı” öyküsünde kendi başından geçen güldürücü ve düşündürücü bir olayı da anlatıyor. 
Kitabı okurken sık sık memleketim İzmit’te de halk dilinde hala yaşayan sözcüklere rastladım. Birbirine bu kadar uzak coğrafyalarda bile aynı sözcüklerin yaşaması ilginç geldi bana. Örneğin hıra sözcüğü İzmit’te zayıf, küçük anlamıyla yerel dilde mevcut.
Öykülerin çoğunu gülümseyerek, kahramanlara sempati duyarak okudum. “Emine Teyze ve Bilgisayar” öyküsünde ise bu gülümseme itiraf etmeliyim ki kahkahaya dönüştü.
Kitaba adını veren öykü, Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne esin olacak cinsten. Datça’nın saatlerinin eski zamanlarda nasıl ayarlandığına ilişkin bu ilginç öykü insanı zaman üzerinde bir daha düşünmeye çağırıyor: “Datça’da zaman yekparedir.”
Kitabı bitirdiğinizde güzel bir ülkenin güzel insanlarının yaşadıklarının tadı damağınızda kalıyor. Zamanı günlere bölmeye gerek duymadan yaşamak isteyenlerin seveceği ve toprağında kök salmak isteyeceği bir yer Datça…

Datça’da Zaman, Nihat Akkaraca, Alan, Haziran 2007