Köy Enstitüleri üzerine

Posted On 16 / Nisan / 2007

Filed under Güncel, Köy Enstitüleri, Kişisel

Comments Dropped 29 responses

Bu resimde Aşık Veysel’in köy enstitüsündeki öğrencileri var. Kendisi enstitülerde halk müziği öğretmeniydi. 

 

17 Nisan Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümü. Köy Enstitüleri’nin fikirsel temeli, 1935 yılında Büyük Kurultay’da “planlı sanayileşme” ve “planlı köy kalkınması” modelinin onaylanmasıyla atıldı. Köy Enstitüleri dönemi ise 1936 yılında ilk eğitmen kursunun açılmasıyla başladı. 1938’den başlayarak İstanbul’daki okumuş yazmış elit çevre köy enstitülerinde, Tercüme Bürosu’nda ve konservatuarda görev almak üzere Ankara’nın yolunu tuttu. Aralarında Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat gibi aydınlanmacılar, Nurullah Ataç, Melih Cevdet ve Orhan Veli gibi yazarlar, o yıllar (Hitler’in yükseliş yılları) netameli sayılabilecek Yahudiler (Erol Güney) ile toplumcular (Sabahattin Ali) vardı. Hepsi de Hasan Ali Yücel’in koruması altındaydı. Böylece bu seçkin aydınlar Ankara’da bir Türk Rönesansı yaratmayı başardılar. Enstitüler bu Türk Rönesansı’nın önemli parçalarından biriydi.  Enstitülerin resmi kuruluş yılı 1940’dır. Fakat bu kadar etkili bir eğitim modelinin ömrü inanılmayacak kadar kısa sürdü. Bunda CHP’nin farklı görüşlere kapalı bir parti olması etkili oldu. Okulların açılışından altı yıl sonra, henüz 1946 yılında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İ. Hakkı Tonguç görevden alındı. Bu ikilinin ardından tüm yapılanlar iskambil kuleleri gibi devrildi. 1947’de bir yönetmelikle üretim içinde demokratik eğitime son verildi. Bu okullarda köy önderleri yetişmesi özellikle büyük toprak sahiplerinin hiç işine gelmiyordu. Onları ışıktan, aydınlıktan korkan örümcek kafalı Ortaçağ artıkları da destekledi. Bir oldubittiyle 1954 yılında enstitülerin adı İlköğretmen Okulu olarak değiştirildi ve bunlar kapatıldı. Eğitimimizin bu parlak sayfaları böylece yırtılıp atıldı. Belki o günkü hareket devam etseydi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik kalkınması gerçekleşebilecekti. Hatta belki bugün ülkenin bu bölümlerinde büyük bir yara olan işsizlik ve yoksulluğun önüne bile geçilebilecekti. Köy Enstitüleri ile ilgili çok konuşuldu, yazıldı. Üzerinden 50 yıldan uzun süre geçmesine rağmen hala konuşuluyorsa, yabancı araştırmacıların incelemesine konu olabiliyorsa bunun bir nedeni olmalı… Öyleyse biz de Orhan Veli’nin dediği gibi “Yarına o gün ümitle yürüyenlere, bir selam uçuralım”. 

Yukarıdaki fotoğrafta 1940’lı yıllarda Arifiye Köy Enstitüsü öğrencileri görülüyor. Hepsinin gözleri pırıl pırıl… Ön sırada soldan üçüncü babam…

***

Biliyorsunuz bu ay Punto babasının Beşikdüzü Köy Enstitüsü anılarına yer veriyor. Bu ibretlik anıları özellikle bugünkü eğitimcilerin ve eğitime yön verenler başta olmak üzere herkesin okuması gerektiğine inanıyorum. Ne kadar gerilediğimizi görmek için.

Köy Enstitüleri konusunda geçen yıl üç yazı yazmıştım. Bunların ilkinde  geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez fikrinden yola çıkarak enstitüleri anlatıyorum; burada ise bir köy enstitüsü öğrencisinin (babamın) 1944 yılında okulda tuttuğu günlüğünden pasajlar var. O yıl okuduğu kitapları kaydetmiş. Şimdi niçin kitap okunmuyor? 

*** KİMİ GÖRÜŞLER

Hasan Bülent Kahraman: “Mavi Anadolucular’ın klasik Kemalizmin “halka rağmen halkçılık” anlayışını “halk ile birlikte halkçılık”a dönüştürmeye çalıştırma gayretinin bir ürünüdür Köy Enstitüleri. İlerlemenin, ya da kalkınmanın halk tabanından oluşacak motive ile olması gerektiğine inanan grubun, köylünün eğitiminin bu süreçte şart olduğuna olan inancının bir ürünüdür. Bu özelliğiyle fazlasıyla elitist olan klasik Kemalizme referansla değerlendirecek olursak, ideolojinin sonucunda değil yönteminde gerekli görülen bu değişiklik ile bu akım bir nevi Neo-Kemalizm özelliği taşır.”

Füruzan: “Keşke bu alışkanlığın sağlanabilmesi için Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki projelerin hayata geçmesinin önü kesilmeseydi. Yeniden hatırlarsak Köy Enstitüleri ve halk evleri, okumanın yaygınlaşması için çok akıllı projelerdi. Çocuklar ve gençler arasında bir eğitim eşitliği sağlamayı amaçlıyordu. Almanya’da Ruhr Havzası’nda maden işçileriyle ilgili yaptığım çalışmada birçok soru yöneltildi bana. Onlara Köy Enstitüleri projesini anlattım. Çok heyecanlandılar. Bu çok size ait zekice bir proje, niçin vazgeçildi diye sordular. Verdiğim yanıtı tahmin edersiniz.
Tabii bütün bunlara M.E.B’nin o yıllardaki benzersiz yayınlarını da katabiliriz. Fakat önleri kesildi. Eğer devam etseydi Türkiye şu anda okuma alışkanlığı açısından çok başka bir noktada olurdu. ” 
     24.2.2006, Milliyet 

 

 

Abbas Güçlü: “Köy Enstitüleri’nin gücü, “ulusal” oluşundan ve gerçeklerimizin zorlanmasından doğdu. Ulusal kültürün yaratılmasında, halkoyunları ve türkülerin ilk kez ve her gün okullara girmesinde, halk sanatının keşfedilmesinde Köy Enstitüleri öncü oldu. O yüzden Türkiye dışında-UNESCO çevrelerinde, dünya pedagoji literatüründe ve bugün aktif eğitime geçen üniversitelerimizde programı ve uygulayımı büyük hayranlık yaratıyor, yaratmaya devam ediyor.”          6.1.2006,Milliyet

VE BİR LİNK: Can Dündar’ın bugünkü (17.4.2007) yazısı.

Köy Enstitüleri (2. Bölüm) Bir Köy Enstitüsü öğrencisinin 1944 yılı günlüğünden bazı pasajlar

Posted On 6 / Nisan / 2006

Filed under Güncel, Köy Enstitüleri, Kişisel

Comments Dropped leave a response

Arifiye Koy EnstitusuFoto: Ozan Ali Yüce’nin bir kitap kapağı:
Arifiye KE imece usulüyle inşa ediliyor (1940)

Bilindiği gibi köy enstitülerinde yılda en az 22 klasik kitap okuma zorunluluğu vardı. İşte bir köy enstitülünün (Ali Görgülü, Arifiye, 1946 mezunu) günlüğünden okudukları kitaplara ilişkin notlar:

(O yıl okulun bulunduğu Adapazarı-Bolu bölgesi ardarda depremlerle sarsılmakta, II. Dünya Savaşı’nın yol açtığı kıtlık öğrencilere yemek verilmesini zorlaştırmakta, çocuklara Trakya sınırına dayanan savaş nedeniyle askerlik dersi gösterilmektedir. Günlükte sözü edilen kitaplar bu koşullarda okunmaktadır.)

“İkinci Kanun 1, 1944 Cumartesi:
Atatürk isimli kitabı okudum. Sebahatdin Güngörsün yazan.

Kum işi öğleden sonra tatil.
…….

İkinci Kanun 17 Perşembe:
Bolu’dan gelen Kemal Yaman zelzele(nin) hafif devam ettiğini söyledi.

300-400 m. Derinlik – 72 km. Uzunluk

İkinci Kanun 26 Cumartesi:
Ateşden Gömlek’den (H. Edip Adıvar) 90 sayfa (okudum).

İkinci Kanun 27 Pazar:
145 sayfa Ateşten Gömlek romanını bitirdim. Halide Edip Adıvar.

İkinci Kanun 28:
Öğretmen olarak gideceğimiz köylere yazıldık. Askerliğe aktif yürüyüş selam vaziyeti yaptık.

….

3 Mart cuma:
Vatan gazetesi baş …(muharriri?) Ahmet Emin Yalman geldi.

………..

11 Mart:
Ömer ağanın evinin önünde birisi, diğeri de okul binalarına yakın olmak üzere iki tane ıhlamur diktim. Aziz bey, Habib bey, Hüseyin bey asker oldu.
…………
23 Mart:
Jan Jak Ruso Yazan: Sedat Simavi
62 sayfa okudum.

17 Nisan Pazartesi:
Köy Enstitüleri Kanunu dört yıl önce bugün kabul edildi.
Hasan Ali Yücel’in nutkunu dinledik.

18 Nisan:
45 bin öğretmen lazım. 15 bin var.
……
24 Nisan:
Kütüphaneye 2 mecmua, Muhammed’in Hayatı, Coğrafya Bilgileri kitabı teslim oldu.


13 Haziran:
Fontamara romanı. Çev: Sabahattin Ali

14 Haziran:
Yaban Gülü romanı, (Güzide Sabri) bitirdim.
Dudaktan Kalbe romanı, (Reşat Nuri) başladım.

……

25 Haziran:
Yunan klasikleri 55: Medea.
Maraş mebusu Prof. A. Hamdi Tanpınar tercüme etmiş.

……..

29 Haziran:
İlk ve Son
Yazan: Esat Mahmut Karakurt

30 Haziran:
Kızıltuğ, Abdullah Ziya Kozanoğlu

3 Temmuz Pazar:

Baraganın Devedikenleri
Yazan: Panait İstrati Çeviren: Salah Birsel

4 Temmuz:
Mefkureci Muallim
Türkçeye çeviren: Ali Haydar

13 Temmuz:

Timur (?) Devrinde Kaşgar’dan (?) Semerkanda’a Seyahat 2. kısım
Yazan:Ömer Rıza Doğrul

……
Günümüzde bir lise öğrencisinin bu kadar çok ve genelde nitelikli kitap okuması (hem de haftada 44 saat teorik ve pratik ders görürken) ne ölçüde mümkün? Bugünü ve o günü karşılaştırmak için bundan daha güzel bir örnek var mıdır?

Selam olsun tüm Köy Enstitülülere, bu nice günler görmüş yaşlı çınarlara.

Köy Enstitüleri (1.Bölüm)

Posted On 6 / Nisan / 2006

Filed under Güncel, Köy Enstitüleri, Kişisel

Comments Dropped one response

17 Nisan: Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü

Arifiye!
Şoför durdu, Enstitü Mektebi, dedi.
Süleyman Edip bey müdürün adı.
Bir yol da burada duralım;
Ellerinde nasır, yüzlerinde nur,
Yarına ümitle yürüyenlere
Bir selam uçuralım.

~ Orhan Veli, Destan Gibi

Piramidin Tabanı’ydı onlar. Dipten Gelen Ses’tiler. Önleri kesildi. Yetmediler. Birer birer geçip gittiler aramızdan. Son kalanlar seksenine merdiven dayadı artık. Şimdiki kuşaklar onları umursamıyor. Zaten tarihi de umursamıyor genç kuşaklar. Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez, yönetemez oysa.herkese egitim toplum icin egitimTürkiye Cumhuriyeti’nin en önemli eğitim atağı Köy Enstitüleri 1936 yılında ilk eğitmen kurslarının açılmasıyla başladı (“Köy eğitmeni” kursları, 17 Nisan 1940’ta “Köy Enstitüleri”ne dönüştü) ve 1946 yılından başlayan bir sürecin sonunda 1954 yılında ilköğretmen okullarına dönüştürülerek kapılarına kilit vuruldu. Bugün Türkiye’nin Köy Enstitüleri deneyimi dünya çapında birçok eğitim araştırmasına (Örneğin Dr. Fay Kirby’nin araştırması) konu olmaya devam etse de bu ülke onları çoktan unuttu. Bunda hem sağdan hem soldan acımasızca eleştiri almalarının payı büyük olsa gerektir. Kimi bu okulların komünist yetiştirdiğini savundu, kimi zavallı öğrencilere angarya yüklendiğini ileri sürdü.

Kimi (Kurtuluş Savaşı’nı yapan Mustafa Kemal’in ordusunun köylü ordusu olduğunu unutup) köylülerin eğitilmesi ne kelime varlığına bile dayanamıyordu. O zaman uyanan köylünün ağalık düzenine baş kaldıracağından korkanlar olduğu gibi günümüzde de şehirlilerin çoğunun bir iki kuşak öncesinin köye dayandığını unutarak konuşanlar olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu okulların kapanmasında bu kesimlerin ve anlayışların her birinin ayrı ayrı sorumluluğu vardır. Oysa Köy Enstitüleri kendi öz kaynaklarımızla ve kendi gerçeklerimizden yola çıkıp ülkenin toplumsal kalkınmasına çok büyük bir destek verdi. Bilimin aydınlığını en ücra köylere kadar götürdü. Gençlerin içindeki yaratıcılığı ortaya çıkardı. Onları sorumlu, üretime katkıda bulunan, katılımcı bireyler haline getirdi.

Ben gittiğim birçok yerde tanıştığım insanların gözünün içine bakarak ve hele de öğretmen olduklarını öğrenmişsem köy enstitülü olup olmadığını anlayabiliyorum. Bu büyük bir başarı değil. Biraz dikkat edilirse onların ne kadar farklı olduğunu herkes fark edebilir. Bir iki örnek vereyim.

Bafa Gölünü bilirsiniz. Onun kıyıcığında bir yaşlı öğretmenle tanıştım. Bu gölün balığını köylünün yiyebilmesi için verdiği uğraşları anlattı. Tabii kimseye yaranamamıştı. “Siz,” dedim, “Köy Enstitülü müsünüz ki bu kadar uğraştınız bu iş için?” Evet, Köy Enstitülüydü. Gökova’da ömrü boyunca bin bir zahmetle biriktirdiği kapsamlı kitaplığını halka açan, bir tür özel kitaplık kuran bir öğretmen var. Bildiniz o da Köy Enstitülü.

Abarttığımı düşünebilirsiniz ama bir kez de siz parlak, mücadeleci, yaratıcı yaşlılara Köy Enstitülü olup olmadıklarını sormayı deneyin. Ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. Çünkü onlar köylüye sadece okulda değil, tarım, balıkçılık, sağlık, yol, su, elektrik, dokuma, inşaat, marangozluk gibi birçok alanda da yol gösterdiler. Bu alanda dersler gördüler. Bu okullarda haftada 44 saat olan ders programı içinde seçmeli olarak veya bölge özelliğine göre bu dersler de veriliyordu. Böylece yaşamdan kopuk dersler almak yerine yaşamın içinde kullanabilecekleri bilgilerle donanıyorlardı.

Bugün eğitimde gelinen nokta ise taşımalı eğitim denen bir ucube sistem sayesinde yirmi bin civarında köyün ilkokulsuz kalması oldu. Nereden nereye…

Bu gelinen noktada hala “herşeyin başı eğitim” diyenler kimler gerçekten…