ANZAC bisküvileri ve biraz mutfak tarihi

Posted On 24 / Mayıs / 2007

Filed under Mutfak

Comments Dropped 6 responses

Bizim kurabiyeler asker yolluğu çıktı :-))

Birkaç gün önce Berceste yemek şenliği kapsamında İngiliz usulü yulaflı bir kurabiye tarifi yapınca benim aklıma başka bir yulaflı tarif geldi. Uzun süredir evimizde severek yapıp yediğimiz bu kurabiyenin adı elimdeki nota göre Anzak bisküvisiydi. Tarifi bir Avustralyalı’dan almıştım evet ama yine de bu bisküvinin adında bundan öte bir şeyler var gibiydi. Bu nedenle interneti açtım ve şu bizim Çanakkale savaşı için gelen Anzac’ların (Avustralya ve Yeni Zelanda ordusu) kurabiyesi olduğunu öğrendim. Orada hala askerlerin anısına özel günlerde bu kurabiyelerden pişirilip yardım toplanıyormuş meğer.

Doğrusu, bizim kurabiyenin 1915’de Çanakkale topraklarında tüketilmiş olması bana epeyce heyecan verici geldi. Benim tarifimin en belirgin özelliği Hindistan ceviziydi. Öğrendiğime göre bu kurabiye çok dayanıklı olduğu için ordu erleri yanlarında Çanakkale’ye getirmiş. İyice kurumuş kurabiyeleri ezip toz haline getiriyor, sonra da su ilave edip ısıtıyor, reçel vb. karıştırıp kendilerine bir tür sıcak içecek yapıyorlarmış.

Zor koşulların kurabiyesiymiş yani. Wikipedia bunların Çanakkale’ye savaşmaya giden erkeklere Avustralyalı kadınlar tarafından yolluk olarak hazırlandığını yazıyor. Yulaflı kurabiye reçetesi işte o günlerde Avustralya’dan Çanakkale’ye yapılan uzun deniz yolculuğuna dayanacak şekilde değişime uğramış, hindistan cevizi eklenerek. Anglo saksonların (galiba İskoçların) daha önceki yulaflı tariflerinde ise hindistan cevizi yok. Yeni Zelanda’da bir profesör bu kurabiyelerin tarihini araştırmış ve yemek kitaplarında bu adın ilk kez 1921’de yani Çanakkale savaşlarından altı yıl sonra yer aldığını görmüş. Artık bu kurabiyeleri her yapışımda Çanakkale ve Gelibolu savaşlarını anımsayacağım herhalde. Sevdiklerinden uzakta şehit düşen ANZAC askerlerini anarak, onları buralara sürükleyen emperyalist devletleri lanetleyerek… Ve elbette bizim çıplak ayakla vatan uğruna ölmeye giden dedelerimize rahmet okuyarak…

Tarifi de yazayım. (Dikkat! Alışkanlık yapabilir…)Yapımı çok kolay ve kısa süren bu kurabiyelerin malzemesi şunlar:

  • 1 su bardağı Hindistan cevizi rendesi
  • 1 su bardağı yulaf ezmesi
  • 1 su bardağı un
  • Yarım bardak toz şeker
  • Bir dolu çay kaşığı kabartma tozu
  • Yarım bardak kuru üzüm (veya kuş üzümü -benim tercihim)
  • Yarım bardak tereyağı (veya eşiti sıvıyağ -bu da benim tercihim)
  • Bir buçuk yemek kaşığı golden syrup (olmasa da oluyor)

Tereyağı kullanıyorsak önce eritiyoruz. Sonra bütün malzemeyi halledip yağlanmış tepsiye kaşık kaşık yerleştiriyoruz. Tabii aralarında kabarma payı bırakarak.Pişme süresi 180 derecede (350F) 15-20 dakika. Savaşsız bir dünyada yemeniz dileğiyle afiyet olsun.

Patatesin Tarihi ve Parmentier

Posted On 31 / Mart / 2006

Filed under Mutfak, Tarih

Comments Dropped leave a response

pattisÇok incelenmiş olmasına rağmen 1789 Fransız Devrimi içinde hala hayret verici nice öykü gizli. Bunlardan biri de patatesin öyküsü. Bilenlerin sayısının çok az olduğunu düşünerek bugün burada patatesin tarihini konu etmek istiyorum.

Paris’te metroda bir heykel vardır. Bu heykel on sekizinci yüzyıl sonlarında yaşamış eczacı ve tarım uzmanı Antoine Augustin Parmentier’nin heykelidir. Kendi adını taşıyan metro istasyonunda taşımacılıkta atların kullanıldığı dönemden kalma bir adamın, elektrikli vagonlar arasında ne işi var diye düşünmeden edemez insan. Parlak bir ışıkla aydınlatılmış beyaz çinili bir tünelde bu tozluklu, pudralı peruklu adam ne arıyor?

Bulunduğu ortamla tam bir tezat oluşturan bu adam, kolunun altında bir sepet patates tutar ve bunlardan birini bir çiftçiye uzatır. Yerin bu kadar altında hiçbir şeyin büyümeyeceğini bilen çiftçi kendisine bu adamın neden ısrar ettiğini merak eder gibidir.
Parmentier patatesin zehirli bir Yeni Dünya bitkisi olduğunu ve cüzama neden olduğunu sanan çağdaşlarına bunun tersini kanıtlayıp insanları açlıktan ölmekten kurtaran bir ulusal kahramandır. On sekizinci yüzyılın büyük çalkantıları sırasında defalarca büyük kıtlık yıllarıyla karşılaşan Fransız köylüleri yine de buğday lapasından başka bir şeye güvenmiyordu. Fransız Devrimi’nin karıştırdığı ülkede halkın açlıktan ölmesine bir çare bulmak isteyen l’Académie de Besançon, ekmeğin fırın raflarından kalktığı 1769 yılında bir yarışma açtı.

Yarışmayı kazanan Parmentier bundan sonra kendini yaptığı inanılmaz patates promosyonları ile patatesi sevdirmeye adadı. Kral 16. Louis’ye patatesi sevdirmek için patatesin zarif çiçeklerini sunarak işe başladı. Ardından soylulara ve aralarında Amerikan elçisi Benjamin Franklin’in de bulunduğu konuklarına patates temalı yemeklerin sunulduğu ziyafetler vermeye başladı.