TÜRKÇE’NİN YARALARI

ddd1.png 

-Türkçe gibi görünüp de aslında Türkçe olmayan ifadeler-  

Öncelikle belirtmeliyim ki ben bir Türkçe uzmanı değilim. Eğitimim İngiliz Dili ve Edebiyatı. Yaptığım iş (çeviri) gereği yazarken, okurken -ve olabildiğince konuşurken de- dili doğru ve güzel kullanmaya çalışıyorum. Artık ne kadar olabilirse… Öte yandan okurken, konuşurken ve başkalarını dinlerken, ister istemez nelerin çeviri yanlışı olabileceğine odaklanıyorum. Belki bu da bir tür mesleki ‘deformasyon’. Aşağıdaki yazı bu yöndeki seçici algımın sonucudur. Elbette bilimsel bir iddiası yoktur. 

***

Konfüçyüs’e sormuşlar:– Devletin en yetkili kişisi siz olsanız, ilk yapacağınız iş ne olurdu?– Ülkedeki bütün dil bilginlerini toplar, dili gözden geçirmelerini isterdim.– Peki ama sağlık, ekonomi, eğitim ve adalet gibi sorunlar ne olacak?– Bir ulus dilini doğru bilmiyor ve kullanmıyorsa hiçbir kurum görevini yerine getiremez! Konfüçyüs’ün anlayışı doğrultusunda, özellikle yazan insanların anadillerini sevdiğine ve sevmesi gerektiğine inanıyorum. Sade yazan değil okuyan, konuşan insanların da elbette. Burada benim üzerinde durmak istediğim konu, Türkçe gibi görünüp de Türkçe olmayan ifadeler. Bunlar genellikle Türkçe’de doğru karşılıkları varken ve kullanımdayken çeviri yanlışı olarak Türkçe’ye geçip yerleşen kullanım biçimleri. Bunlara ben TAKLİT diyorum, yabancı dillerin taklidi… Bunları zaman zaman hepimiz kullanıyoruz. Çünkü özellikle konuşurken doğrusunu bilsek bile karşımızdakinin konuşmasını taklit edebiliyoruz. O yanlış kullandıysa biz de aynı yanlışı tekrar edebiliyoruz. Bu da taklidin taklidi oluyor. Bu yazıda bu konuya dikkat çekerek en azından yazarken daha dikkatli olmamızı önermek istedim. Aşağıda öncelikle bu gibi kullanımlara örnekler vererek konuyu somutlaştırmak istiyorum. Sonra da bunları özünde neden yanlış bulduğumu, ‘kendine iyi bak’ kalıbı bağlamında ele alacağım.  

“TAKLİTLERİNDEN SAKININIZ”! 

Şimdi örneklere geçelim (kalın siyahlar bence yanlış olanlar; benim önerilerim ise italikler): Bu türden insana batı dillerini hatırlatan o kadar çok örnek var ki. Örneğin (beni) geri ara demek… Ya da doğrudan gibi güzelim bir kelime varken, direkt hatta direkman demek… Bir başka yanlış kullanım da almak yardımcı fiili. Örneğin banyo/duş almak çok yerleşmiş olmakla birlikte aslında banyo/duş yapmak demeli. Yine ayrılırken kullanılan ve çok yaygınlaşmış bir örnek de kendine iyi bak. Bunun yerine hoşça kal, görüşmek üzere, sağlıcakla kal gibi ifadelerden birini kullanabiliriz pekala. ‘Kendine iyi bak’ derken biz, karşımızdaki de içinden ‘Kendime bakayım da aynada mı? Nerede? diyebilir pekala… Daha neler neler… Gelene de gidene de hoşça kal demek örneğin. Halbuki ayrılan hoşça kal, geride kalan, gideni yolcu eden ise güle güle der bizim dilimizde. Bu ayrım İngilizce’de olmadığı için (bye bye) onlar ayrım yapmadan kullanıyorlar. Biz de bunu benimseyip dilimizi eksiltiyoruz. 
Türkçe’yi yaralayan başka örnekler de var. Örneğin sık sık karşısındakine hayret bi’şeysin diyenler; olurun pekalanın suyu çıkmış gibi bütün konuşmaları okey ile bitenler. Telefona beni geri ara şeklinde not bırakanlar. Off the record konuşanlar. En sonunda bye bye diyerek yanınızdan ayrılanlar var. Biliyorum bütün bunlar çok trendy ama anlaşmak için de ortak bir dilde buluşmamız gerekiyor. Herkes kendine göre konuşur, yazarsa birbirimizi anlamamız güçleşmez mi? Farkına varmadan benimsediğimiz yanlışlar arasında sevgili Tijen İnaltong’un grupta dikkatimizi çektiği  ‘kutlama gerçekleştirmek’ ‘birlikte paylaşmak’, ‘sohbet gerçekleştirmek’ bildiğim kadarıyla yine İngilizce’den birebir çeviri yaparak dilimize musallat ettiğimiz kötü örnekler. Biz bunları Türkçe’de böyle söylemiyoruz; kutlamak veya kutlama yapmak diyoruz. Paylaşmak diyoruz ‘Paylaşmak’ zaten içinde ‘birlikte’ anlamını da taşıyor. ( Tek kelimeyle de ifade edebiliyoruz. Öyleyse İngilizce’nin deyimsel ifadeli/iki kelimeli fiilini kullanmaya ne gerek var?) Sohbet etmek diyoruz. Gerçekleştirmek bu tür kelimelerle birlikte pek de kullanmadığımız ve yine çeviri kokan, üstelik ifadeyi ağırlaştıran bir kelime. Yine bazı ‘tv’ şahsiyetlerinin kullandıkları ‘enerjinize sağlık’ ifadesi karşısında ise insan gülsün mü ağlasın mı bilemiyor. Bu ifade ne kadar da yapay duruyor öyle değil mi? Son olarak birkaç örnek daha vereyim: (Önce yanlışı, sonra doğrusunu veriyorum. Siyah yazdıklarım sorunlu/yanlış kullanılmış kelimeler.)-Arkadaşımdan telefon aldım: Arkadaşım telefon etti.Vavvv çok müthiş!: Oooo çok müthiş!-Saat bir gibi (like one o’clock): Saat bir civarı, saat bir sularında-Nasıl gidiyor?(how is it going?): Nasılsın? Ne haber? -Üzgünüm (I’m sorry): Türkçede böyle bir kalıp da yok. Onun yerine ‘özür dilerim’ veya affedersin’ diyebiliriz pekala.Bin milyon: Milyar (Evet hiç şaşırmayın. Bu tamamen çeviri söyleyiş biçimini bile kullananlar var!) 

TÜRKÇE Mİ BULAMAÇ MI? 

Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi yabancı diller Türkçe’yi sessiz sedasız kuşatıyor ve yıpratıyor. Böylece dilimiz bulamaç haline geliyor. Bunları yanlış yapan asıl neden, bunların başka bir kültürden alınma, o kültürü yansıtan bir içeriği olması. Şimdi bir örnek üzerinde ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım.Kendine iyi bak’ tamamen İngilizce taklidi, yani yanlış çevrilip yerleşmiş bir kelime öbeği. Evet Amerikalılar kendine iyi bak, yani take (good) care (of yourself) diyorlar. Ama bu onların kültürüne, yaşam biçimine özgü, yerleşmiş, kalıplaşmış ve orada anlaşılır bir şey. Kelime kelime çeviri yapınca ‘olmuyor’. Bizde böyle bir düşünüş biçimi (zihniyet, mantalite) yok. Amerikan kültürüyle Türk kültürünü bir tutanlar veya öyle sananlar mı var aramızda? Amerikan Kültürü dersinde Prof. Sencer Tonguç hocamız sakız çiğneyen bir arkadaşı dersten atmıştı. Sakız çiğnemenin bir Kızılderili geleneği olduğunu anlatmıştı sonra. ‘Biz Amerikan Kızılderilileri değiliz’ demişti. Öyleyse derste sakız çiğnenemezdi. Hocamın eleştirisine ister katılın ister katılmayın yine de bu örnek iki kültür arasında çok büyük farklılıklar olduğunu gösteriyor. Bu farklar öyle ha deyince aşılacak gibi değil ne yazık ki. O yüzdendir ki hiçbir aklı başında çevirmen kelime kelime çeviri yapmaz. Konuyu dağıtmak pahasına bir başka örnek vermek istiyorum.

“Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen “                                                     Şeyh Galip  (zübde:öz)

İnsana kendini hoş tutmasını öğütlerken sen alemin özüsün diyor Şeyh Galip. Ancak o burada Sufi geleneğin bütün bir değerler silsilesine gönderme yapıyor. O gelenek içinde ‘hoşça bak zatına’ demekle Amerikalının take care’i arasında hiçbir anlamsal bağlantı yok. Şeyh Galip’in  arkasında bütün bir Mevlevi geleneğinin değerler silsilesi var; take care yalnız kendi toplumunda bir anlam taşıyor; ‘kendine iyi bak’ ise ne olduğu belirsiz, anlamsız bir kelime yığını. Eğer ‘kendine iyi bak’ derken arkasına ‘çünkü sen alemin özüsün’ ifadesini getirebiliyorsanız buyurun ‘kendine iyi bak’ deyin. Yok olmuyorsa anlamsız bir kelime yığını halinde ‘kendine iyi bak’ demekten vazgeçmek en iyisi.  Yoksa tavuk çevirme yerine tavuk tercüme/chicken translate demiş oluyoruz…

***

Konfüçyüs bir ulusun var olma koşullarının en başında anadil bilincini sayıyordu. Bir ülkenin bütünlüğünü yıkmanın en kestirme yolu da anadiline saldırmaktır. Güzel ve zengin anadilimiz bizden özen bekliyor. Kısırlaşıp yok olmasını istemiyorsak elbette.