“Yakacık Yakacık” yayında…

Posted On 27 / Mayıs / 2009

Filed under Uncategorized

Comments Dropped 13 responses

Kardeş sitemiz Yakacık Yakacık yayında…

Adresi:

http://yakacikyakacik. blogspot.com

***

Evlatlarını büyütüp, bir bir yuvadan uçuran bir yer burası. Daha önce buradaki yazıların kabına sığmaması dolayısıyla bir Erenköy Kız Lisesi blogu açmıştım. Onu WordPress’in Türkiye’den erişime kapanması sonucu açtığım Nicomedian sitesi izlemişti. Bugünse yine alıp başını giden Yakacık yazılarını ayrı bir sitede toplamaya karar verdim. Yakacık yazılarının yeni adresi: yakacikyakacik.blogspot.com. Eski-yeni Yakacık anılarını okumak ve/veya yazmak isteyenleri bekliyorum.

Reklamlar

Duyuru

Posted On 23 / Eylül / 2007

Filed under Uncategorized

Comments Dropped 8 responses

EKL ile ilgili yazı ve yorumlarımız artık ayrı bir adreste. Zaten nicedir hazır bekleyen EKL sayfasını yayına açtım.

Yeni yerimiz: http://erenkoykizlisesi.blogspot.com

Böylece artık bir forum halini alan yorumlarınız daha ferah bir mekana kavuşuyor (çünkü buranın kapasitesinin büyük bölümünü doldurmuşuz). Ayrıca WordPress’e Türkiye’den erişimin yasaklanmasından etkilenenler de sayfaya erişme olanağı bulacak.

Sevgili EKL’lilerle orada görüşmek üzere.

Bir Alıntı

Posted On 4 / Şubat / 2007

Filed under Uncategorized

Comments Dropped leave a response

“Türkiye’de aydınlar ise kendi değerlerinin, Türk kültürünün düşmanı olmayı, aydın olma erdemi diye tarif ediyor. Aydın olmanın gereği ülkeni, milletini küçümsemek, aşağılamak… Avrupa’da kendi diline, kültürüne, tarihine düşman biri aydın olarak kabul edilemez. Aydın olamaz. Dink’in cesedi kalkınca kamera oraya konan küçük bir kartona döndü: 1.500.000+1 yazıyordu. Yabancı düşmanlığı yapanlar utansın derken ırkçılık yaparak, yargıları bilgi diye sunarak yapılan eyleme ne demeli? Kanı kurumadan Dink’in üstünden yapılan bu çirkin saldırı nedir? Radikal2’den bir başlık, kocaman: “1.500.001’inci sırada olan…” (!). Kürtçülük yapmak ırkçılık dışı mı tutuluyor acaba? Solculuğun yolu da buradan mı geçer? Ya Ermenistan’da devletin öldürttüğü aydınların ruhu bunlara bakıp acılar içinde kıvranmaz mı? Bunlar kardeşlik söylemi mi? Irkçılığın anavatanı Avrupa’dır. Sömürgeci ruhtur.” (Nevval Sevindi, 30 Ocak 2007, Zaman)

Yazının tamamı burada.

Yedi Hakkında

Posted On 4 / Eylül / 2006

Filed under Uncategorized

Comments Dropped 15 responses

yediagac.jpg

“Mehlika Sultan’a âşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı”
~ Yahya Kemal.”

Yedinin uğuru

İnsanlar gibi sayıların da karakterlisi karaktersizi, şanslısı, şanssızı, sevileni, sevilmeyeni var galiba. İki yıl önce iş yerimin bulunduğu apartmanda 13 no.lu daire yoktu. 13 sayısının uğursuzluğu gibi, yedi sayısı da uğur sayısı olarak kabul edilir. İnsanlara “uğurlu sayınız nedir?” diye sorulduğunda genellikle yedi cevabı alınıymuş. Peki ama yedi sayısı neden uğurlu?

Yedi ilkçağ düşünürlerinden beri insanları düşündürmüş bir sayı. Pisagorculara göre yedi tek sayı olarak erkektir ve uğuru temsil eder. Philolaus yedi için “her şeyin hakimi ve lideri, bir tanrı gibi ebedi, metin, hareketsiz, yalnız kendine benzeyen, bütün diğerlerinden farklı olan tanrıça Athena’ya benzer” der.

Yedi sayısını uğurlu yapan bir başka önemli neden daha vardır. Kuran’a göre Allah yeri ve göğü yedi tabaka halinde yarattı. Hac sırasında Kabe’nin etrafında dolanma, Tavaf ve Safa ile Merve tepeleri arasındaki koşu da yedi kere yapılır. Mekke’de belli bir mevkide hacı yedi kere “Allahu ekber” diye bağırır. Haccın sonunda şeytan yedi taşla taşlanır.

Felsefe ve din açısından olduğu gibi zaman ölçüsü olarak da yedi önemlidir. Çünkü hafta yedi gündür. Bu açıdan insan yaşamında yedi önemli bir rol oynar. Çocuklar ortalama yedi ayda süt dişlerini çıkarır, yedi yaşında düşürürler. 2 x yedi yaşında ergenliğe ulaşırlar…

Kalıplaşmış ifadelerde yedi

Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan/yine bir şey yapabildim diyemem hatırana’ dizeleriyle şiire de girmiş yedi. Yedinci Mühür (bir Ingmar Bergman filmi) ( İncil’e göre kuzu yedinci mühürü açtığında gökyüzünü sessizlik kaplayacakmış ki inanışa göre bu bir kıyamet alametidir) ile film adı olmuş. Seven filmini de unutmamak lazım elbette.

Bütün yediler içinde beni en çok ilgilendiren ise Mevlana’nın yedi öğüdü oldu:

1. Cömertlik ve yardim etmede akarsu gibi ol.

2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.

3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.

4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.

5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. 6. Hoşgörürlükte deniz gibi ol.

7. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. (İnternet çağında!)

Yediyle ilgili deyim, kavram ve ifade öyle çok ki. Aşağıda yedili ifadelerden çeşitli örnekler verdim. İstenirse daha da çoğu bulunabilir elbet.

Yediyi neden bu kadar çok seviyor, kullanıyoruz dersiniz?

***7 Evrensel Sanat

Yüzey Sanatları: Resim, afiş, grafik, duvar resmi, mozaik, fotoğraf, karikatür vb.)

Hacim Sanatları: Heykel, seramik gibi.

Mekan Sanatları: Mimari, bahçe mimarisi (peyzaj).

Dil Sanatları: Edebiyat.

Ses Sanatları: Müzik ve türleri.

Devinim (hareket) Sanatları: Bale, halk dansları, pantomim gibi.

Eylem Sanatları (dramatik): Tiyatro, opera, sinema.

  • Yedi renk (Gökkuşağının yedi rengi): Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, indigo, mor
  • Yedi kıta
  • Yedi düvel
  • Yedi Göller
  • Yedi Cüceler
  • Yedi uyurlar (Ashab-i Kehf): Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Sazenuş, Kefestatayuş
  • Yedi delikli tokmak (baş)
  • Yedi nota (Batı müziği yedi ton aralığına bölünmüş olduğundan karşılığında yedi nota var.)

***
Dünyanın yedi harikası: Artemis Tapınağı, Babil’in Asma Bahçeleri, İskenderiye Feneri, Kral Mozolos’un Mezarı, Firavun Khufu için yapılan Büyük Piramit, Rodos Heykeli, Zeus heykeli
Atmosferin Yedi Katmanı: Troposfer, Stratosfer, Ozonosfer, Iyonosfer, Mezosfer, Termosfer, Ekzosfer
Yedi ölümcül günah (Seven filmi)
Cennetin yedi katı (ve yerin yedi kat dibi): İslamda ve Kabala’da cennetin ve yeraltının yedi kattan oluştuğuna inanılır.
Yedi Meşaleciler
Yeditepe (İstanbul’un Yedi Tepesi):
1-Topkapi Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Camiinin bulunduğu tepe.
2- Çemberlitas ve Nur-u Osmaniye Camiinin bulunduğu tepe.
3- Beyazıt Camii, üniversite ve Süleymaniye’nin bulunduğu tepe.
4- Fatih Camii’nin bulunduğu tepe.
5- Yavuz Selim Camiinin bulunduğu tepe.
6- Edirnekapı semtinde, Mihrimah Sultan Camiinin bulunduğu tepe.
7- Kocamustafapaşa semtinin bulunduğu tepe.

  • Yedi Yıl Savaşları
  • Yedi başlı dev
  • Yediveren gülü
  • Dünyada yedi büyük deniz ve yedi kıta vardır.
  • Kısa süreli belleğinizde sadece yedi unsur tutabilirsiniz.
  • Tavlada bir kişi tarafından alınabilecek maksimum kapı sayısı da yedidir.

Psikolojide yedi çeşit zeka (öğrenme) tanımlanır:

  1. Sözel-dil
  2. Mantık-matematik
  3. Uzaysal-görsel
  4. Bedensel-kinestetik
  5. Müzik
  6. Bireysel
  7. Sosyal

Akdeniz gibi bilge bir delikanlı: Nihat Akkaraca

Posted On 11 / Mayıs / 2006

Filed under Uncategorized

Comments Dropped 5 responses

deniz ve maki kokusu… iste akdeniz

Nihat Akkaraca’yı tanır mısınız? Kendi kendine İngilizce öğrenmiş birini Guardian muhabirlerinin Türkiye’de rehber olarak seçeceği aklınıza gelir miydi? Peki, 75 yaşında blog yazan başka bir Türk tanıyor musunuz?”Yüzsem de bu suyun içine mi girsem; içsem de o benim içime mi girse?” dediği Datça’nın denizi kadar pırıl pırıl bir beyin o. Kendisi için büyük bir alçakgönüllülükle “Boş zamanlarını yaşanmış yerel öyküler zırvalayarak geçirirdi. Yemekten sonra öyle bir zırvalama için bilgisayarın karşısına oturdu. Parmaklar klavye üzerinde gezinirken bu yazıyı zırvalamaya başladı. Acaba, yetmiş beşlik bu “Datçalı ihtiyar” kimdi? Merak eden çıkacak mı? Ben de merak ediyorum….” dese de o Akdeniz kadar bilge bir delikanlı.

TRT’nin geçenlerde Bir İnsan Bir Hikaye programı için kendisiyle program yaptığı Datça’lı blogcu Nihat beyin hayatı çok ilginç. İlkokul mezunu bir çiftçi çocuğunun Milli Eğitim’e ihtiyaç duymadan, yani kendi kendine çok mükemmel ingilizce, tv tamirciliği vs. öğrenebileceğinin, ve de 75 yaşında Yunancaya merak sarabileceğinin, yine 75 yaşında internetle dost olup blog açabileceğinin öyküsü onunki.

Birkaç dernekte birden aktif biçimde çalışıyor. Araştırmacı. Kitap ve gazetelere öykü ve yazılar hazırlıyor. Gezi rehberi…

Bütün bunları güzel topraklarımızı, değerlerimizi tanıtmak, Ege adalarındaki dostluk köprüsüne katkıda bulunmak amacıyla yapıyor.

Dünyanın barış içinde yaşanan daha güzel bir yer olması adına.

Her sabah iç karartıcı gazete haberlerine bakmaktansa onun bloguna bakın derim ben. İnanıyorum ki içiniz açılacak. Onun bu ülkenin geleceğine inancı sanırım gençlerden çok daha fazla zaten.

Böyle bilgiye aç, çevresiyle ve dünyayla yakından ilgili insanlar galiba her zaman genç kalıyor…

Köy Enstitüleri (3.bölüm)

Posted On 16 / Nisan / 2006

Filed under Uncategorized

Comments Dropped leave a response

2001’de kurulan Yeni Kuşak Köy Enstitülüleri Derneği’nin kuruluş bildirisi:

Nedir köy enstitüsü aydınlanması ?

  • bize özgü,türk insanının, eğitimcilerinin yaratıcılığının bir ürünüdür.yetiştirdiği öğretmen niteliği hala aşılamamıştır.
  • bu kurumlar, anadolu insanın bağnazlıktan kurtarıldığında nasıl yaratıcı ve üretici yurttaşlar olabileceğinin kanıtıdır.
  • köy enstitülerinde iş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim anlayışı egemendi.bu anlayış doğaya duyarlı, insana duyarlı, yaşamla bütünleşen, ders kitaplarını ezberleyen anlayıştan uzak, yaşamın içinden kaynaklanan bir eğitim anlayışının tanımıdır.
  • köy enstitülerinde verilen eğitim sonunda yaşamı değiştiren, dönüştüren ,bunu yaparken de kendisi de değişen, insanca değerlerle bezenen, insanca bir dünya yaratmaya kurgulayan yurttaşlar yetiştirmeyi amaçlamıştır ve bunu da başarmıştır.
  • köy enstitüleri, türk insanının eğitim yoluyla kulluktan yurttaşlığa geçiş arayışlarının önemli bir kilometre taşıdır.
  • köy enstitüleri, ilkel tarımdan modern üretime yönelme arayışlarının, çağdaş demokrasiye geçebilmek için özgür yurttaşlar yaratma projesinin adı, yüzyılların karanlığında kalan anadolu köylüsüne insan olduğunun hatırlatılması, cumhuriyet yurttaşı yaratmanın projesiydi. ortaçağı yaşayan anadolu köylerinde uygarlık yaratmanın öyküsüydü.
  • tüm dünyada faşizm rüzgarlarının estiği 1940’lı yıllarda anadolu topraklarında iyiyi, güzeli, insana özgü zenginlikleri ortaya çıkarmanın adıydı köy enstitüleri
  • tüm eğitim süreçlerinde demokratik tartışma süreçlerinin yaşandığı, katılımcılığın yaşayarak yaşandığı, özümsendiği cumhuriyet okullarının adıydı köy enstitüleri.
  • köy enstitüsü eğitim modeli; yönetime katılma, sorgulama ve sorma bilincine, eleştirel düşünme yeteneğine sahip, dünyadaki gelişmeleri izleyip yorumlayabilen, sorunlar karşısında çözüm yolları arayışında hep aklı ve bilimi kullanan çağdaş insanları yetiştirme projesiydi.
  • köy enstitüleri dönemi aynı zamanda anadolu aydınlanmasının yaşandığı bir dönemin adıdır.klasiklerin türkçe’ye çevrildiği, ansiklopedilerin yayınlandığı, konservatuarın kurulduğu, özerk üniversite için adımların atıldığı bir dönemin adıdır.

Yıl 2001; türk eğitim sistemi 1940-1950 döneminde yetiştirdiği öğretmen-yurttaş çizgisini aşabilmiş mi? aklı-bilimi egemen kılan bir eğitim anlayışını başarıyla uygulayabilmiş miyiz? çocuklarımıza yaşam zenginliği veren sorgulama yeteneklerini geliştirmiş, neden-sonuç ilişkisi kurabilen bireyler şeklinde yetiştirebiliyor muyuz? tüm bu soruların yanıtlarının hayır oluşu yeni kuşak köy enstitülüleri derneğinin oluşumuna kaynaklık etmiştir.

Bizler köy enstitülerinin oğulları,kızları,torunları ve düşünsel yakınları bu amaçla köy enstitüleri dönemine ilişkin tüm zenginlikleri , birikimleri yeni yüzyıla taşıyacağız.köy enstitülerinin yetiştirdiği tüm aydın ve sanatçıların birikimlerini yeni anlayışlarla değerlendireceğiz.toplumuzda akıl ve bilimin egemen olması adına, daha demokratik bir toplum adına, bağnazlıktan arınmış bir toplum adına 1940’ların aydınlanmacı anlayışını bilim, teknoloji ve sanatla donatarak, yeni anlayışlarla zenginleştirerek toplumumuza sunacağız.köy enstitülerinin ürettiği ama gün ışığına çıkmamış tüm güzellikleri, tüm birikimleri halkımıza aktaracağız. ülkemizde eğitimle ilgili her tür ilerici, insana özgü arayışlarının merkezi olacağız.yoğun bir emekle, mimarlık projeleri yarışmalarıyla üretilen, öğrenciler tarafından inşa edilen köy enstitüleri mekanlarının eğitim merkezleri ve müzelerine dönüştürülmesi ve bu mekanların korunmaları adına çabalar göstereceğiz.bu aydınlanma projesinin oluşumuna katkı koyan tüm aydınlarımıza ve özellikle projenin yaratıcıları olan hasan ali yücel, ismail hakkı tonguç ve çalışma arkadaşlarına sahip çıkıyor ve de onları saygı ile anıyoruz.

Kaynak: http://www.yenikusakizmir.net/

Yarın 17 Nisan. Köy Enstitülüler, ileri yaşlarına rağmen hala gözleri pırıl pırıl aydınlık saçan bu insanlar hep birlikte yine tüm güçleriyle haykıracaklar:

“Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
milletin her kazancı milletin kesesine,”

Bizler köy enstitülülerin oğulları,kızları,torunları ve düşünsel yakınları ise onları gözyaşlarıyla izleyeceğiz, bu ülkenin kendi kuyusunu nasıl da kendi eliyle kazdığını, sonra nasıl bu kuyuya atlayıp intihar ettiğini düşünerek…

Prof. Dr. Mustafa İnan’dan alıntılar

Posted On 10 / Nisan / 2006

Filed under Uncategorized

Comments Dropped leave a response

Bir Bilim Adamının Görüşleri: 40 yıl önceden bugüne tutulan ışık

Eski İTÜ rektörü, Mustafa İnan (1911-1967), bilindiği gibi Oğuz Atay’ın bir romanına konu olmuştu. Başarılı bilim adamlığı yanında çok yönlü bir insandı İnan. Mekanik profesörü olmasına karşın Yahya Kemal Beyatlı’nın yer aldığı yemekli şiir gecelerine katılırdı. geniş bir yelpazedeki konulara da ilgi duymuş, algıları sonuna kadar açık, her konuda düşünen bir beyindi. Sözcüklerin kökeninden, Kızılderili tarihine, dünya barışına kadar o kadar değişik konularda düşünmüş, okumuş ki insan şaşırıyor. Dille matematiğin yakın bir ilişkisi olduğuna inanıyordu. Dürüstlükle ilgili olarak, “Bu bir bünye meselesidir. Bazı bünyelere doğru yoldan ayrılmak dokunur!” diyen İnan’ı ölüm çok erken yaşta teslim aldı. Aşağıda kendisinden çeşitli alanlardaki görüşlerine ait alıntıları bulabilirsiniz

***

Zekiyim, çalışmasam da olur diyen öğrencilerine:

“Faydasız ve lüzumsuz bilgilerle kafayı yükleme konusu yersizdir. Birçoklarımız yalnız salim bir kafayla her şey hakkında fikir yürütülebileceğini zanneder. Halbuki bilgi eksikliği ekseriya yanlış sonuçlar verebilir. Evet aklı selim lazım, fakat barut gibi de bilmek gerekli.”

Bireyciliğin doruklarında gezinenlerin, olan bitenlerden yakınmaya, başka sorumlu aramaya hakkı var mıdır?

“İşte delikanlı, ilkokul sıralarından başlayarak ‘kendi bacağından asılan koyun’ felsefesi ile yetiştirilenlere asla itibar etmeyeceksin. Onların arasından ülkeye yararlı birinin çıktığı görülmedi. Çıkarcıların sana hiç bir zaman engel olamayacağını bileceksin. İşte bu durumlar ve şartlar altında endişelere kapılmadan önce ne yapılabileceğini düşüneceksin. Ve hiç bir zaman düzen bozukluğunu mazaret göstermeyeceksin. Başarısızlıklarını bozuk düzenin sırtına yüklemen belki seni ferahlatır, fakat kurtarmaz.”

Matematik öğrencilere neden zor gelir?

“Matematiği bir takım uzun ve yorucu işlemlerden ibaret gördüğünüz için bilim çekici gelmiyor size. Sayıların ve eski Yunanca harflerin gerisinde canlı ilişkiler olduğunu sezemezseniz, sayılarla hayatın arasındaki ilişkiyi göremezseniz, matematik ve dolayısıyla fizik çalışmanın tek amacı sınıf geçmek olur… Matematik, düşünmede ekonomi sağlar. ”

Zorluklar içinde başarınca, henüz aynı yolun yarısında olanların halinden daha iyi anlarmış insan. Onlara nasıl el uzatacağını daha iyi bilirmiş…

“Biliyorum bir çok zorluk yaşayacaksın. Hepsini şimdiden görür gibi oluyorum… İşte bu durum ve şartlar altında bile her zaman amacının olduğunu gözden kaçırmamalısın. İnsanları etkilemek, insanlara söz geçirmek, sesini duyurmak istiyorsan, bütün bunları yapabilecek yetenekte olduğunu göstermelisin. Yoksa sonunda sıradan bir insan durumuna gelirsen, kimse senin kötü şartlar altında bu duruma düştüğünü düşünmez, kimse sana gençliğinde iyi beslenemedin diye, sırf bu yüzden itibar etmez. Bir gün gelir de kendini gösterebilirsen, sen bütün bu zorlukları yaşamış olduğun için, bu zorluklara çare bulmak için herkesten daha gerçekçi davranabilirsin. Yok, eğer sen de ‘Acı çekme sıramı savdım, artık öğrecilerim üzülsün, asistanlarım çanta taşısın, doçentlerim olduğu yerde saysın’ diye hissedersen sana da herkese de yazık olur. Hissedersen diyorum, böyle acıklı bir duruma ‘düşünme’ adını veremiyorum çünkü…”

Einstein ve Şarlo
Peki insanlar ünlü bir bilim adamının ne işe yaradığını anlayabilir mi?

“Derler ki ünlü fizikçi Einstein, bir toplantıda Şarlo’ya ‘Siz büyük bir adamsınız’ demiş, ‘Herkes sizi anlyor, herkes size hayran.’ Şarlo, ‘Siz daha büyüksünüz’ diye itiraz etmiş: ‘Size herkes, hiç anlamadığı halde hayran’.”

Dünya barışı nasıl sağlanır? Ya da kendi gücüne dayanmanın önemi

“2. Cihan savaşından sonra, iyice anlaşılmıştır ki dünya yüzünde gerçek barış, ancak milletler arasında mevcut ekonomik ve kültürel seviye farklarını gidermekle kabil olacaktır. Bu fikre uygun olarak ileri seviyede olan milletler, az gelişmiş ülkelere yardımda bulunmuşlardır; ancak seviye farkının giderilmesi, başlangıçta dış yardımdan temin edilse bile, zaman geçtikçe geri kalmış ülkeler kendi imkanları ile kalkınmak zorundadırlar. Bu içten kalkınma mecburiyeti için de, bilime, tekniğe ve dolayısıyla onun adamlarına ihtiyaç vardır; kendi kabiliyetlerini durmadan kaybeden milletlerin, düzey farkını kapatmaları hiçbir zaman beklenemez, dolayısıyla da dünya barışına hizmet edilmiş olamaz.”

Güçlülük nedir?

“Bazılarına göre ‘Kuvvet’ para ile organizasyonun çarpımına eşittir; bize göre de kuvvet ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür. Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın olur mu çocuklar?”

Düşünce tembelliği üzerine
Çocuklara yabancı dil öğretmekten daha önemli olan düşünmeyi öğretmek…

“Çocuklarmıza durmadan tekrarlıyoruz: Muhakkak yabancı dil öğren! ‘Düşünmeyi öğren!’ derseniz bir hakaret oluyor. Düşünmeyi öğrenmek de, herhalde yalnız düşünmenin kanunlarını bilmek değildir. Belirli problemleri çözebilmek için elbette belirli bilgileri öğrenmek gereklidir; fakat bence önemli olan, asıl güçlük, problemleri kurmaktır. Çoğumuz problemleri yanlış kurduğumuz için, daha baştan çözümsüzlükle karşılaşırız.”

***
Alıntılar: İstanbul Teknik Üniversitesi Web sitesi ve Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı adlı biyografik romanı.

Hayrettin Karaca tüketim toplumuna savaş açtı

Posted On 31 / Mart / 2006

Filed under Uncategorized

Comments Dropped leave a response

Aşağıdaki yazının önerdiği gibi yırtık veya yamalı giysilerle dolaşmayı kimseye yakıştıramıyorum elbette ama insanın insan olmasının gereği olarak biraz da hemcinslerine bakması, acıları paylaşmaya çalışması, ufuklarını genişletip sadece yakınında değil uzakta olanlardan da ders alması gerekmez mi? Karaca İkinci Dünya Savaşı’nın kıtlık yıllarını yaşamış bir kuşaktan geliyor. O kuşak çocuklarına hep tutumlu olmayı öğretti. Ama o yılları yaşamamış çocuklar bunu pek iyi öğrenemedi ki kazandığımızdan çok harcamayı, ürettiğimizden çok tüketmeyi marifet sayıyoruz. Nereye doğru gittiğimizi durup düşünmenin zamanıdır…

*PARAM VAR AMA TÜKETMEYE HAKKIM YOK!*

Hayrettin KARACA

Kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde; ayakkabısı da yamalı. Sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters-yüz ettiği gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamıs üzerine. Karaca markasının ve TEMA Vakfı’nın kurucusu Hayrettin Karaca “param var ama tüketmeye hakkım yok” diyerek ‘al tüket ve yok et’ diyen tüketim toplumuna açtigi savasla gurur duyuyor.

KOMŞUYA VER…
Dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen Karaca, Türkiye’de bir zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek anlattı.
Televole kültürünün karşısında birtakım değerlerin yok olduğunu söyleyen Karaca, çocukluk günlerinin “komşuyu aç bırakmayan” kültürünün yeniden dirilmesiyle, açlıkla savaşılabileceğini söyledi. “Dünya ikiye bölünmüş artık. Gözü açlar ve karnı açlar. İşte o gözü açları doyurmayacağız. Bunların farkına küçükken vardım. Dilim kültürüm gidiyor. Bağımsız bir Türkiye değiliz artık. En büyük acımız geri getiremediğimiz o kültürümüzdür.” diyen Karaca şöyle konuştu:

“Ben bir kasaba çocuğuyum. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Ama herkes eşit şartlarda oynardı sokakta. Bütün çocuklar gibi ben de yalınayak oynardım. Akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcak yemek koyarlardı. Kulağıma eğilip, ‘Komşu anneye götür’ derdi. Etrafımızda bizi duyacak kimse yoktu ama, bu bana verilen ‘Aman kimse görmesin Hayrettin’ mesajıydı. Komşu annenin yağını,odununu kim alır, kimse bilmezdi. Paylaşma düzeni vardı, o kültürdü. Savaştan çikmiş bir Türkiye’de ‘fakirim’ diyen çoktu ama ‘açım’ diyen yoktu. Oradan aldım bu kültürü. Kaybolan budur, giden budur. Ama Anadolu’yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hala yaşatanlar var.”
UTANIYORUM…
Tüketim toplumunun rezalet hale geldiğini Karaca:
“Akmerkez’in önünden geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet. ‘Yılbaşı’ demek, ‘Al, tüket, yok et, yaşamı mahvet’ demek. O yüzden bu yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. Global ekonomi insanları kullanıyor. Ama bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. Çok da mutluyum. Bunu elimden hiç bir güç alamaz. İnanc herseyi halleder”dedi.

“Açlıktan ölen her çocuğun katilleri vardır”diyen Karaca, ihtiyacindan çok tüketerek sınıf atlamaya çalışanları suçladi. Karaca, “Bugünkü tüketim iki katina çiktigi gün, belki dünyada yaşam olmayacak. En büyük tehlike gıdada. Bir Amerikalı çocuk doğduğunda 30 çocuğa eşdeğerde dünya nimetlerini alıp götürüyor” diyerek dünyanın düştüğü durumu gözler önüne seriyor.

TV SEYRETMİYOR…
Cep telefonu kullanmadığını, 5 yıldır TV izlemediğini belirten Karaca şöyle devam etti:
“Okumakla mükellefim. Olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. Malını mülkünü verirsin orada biter borcun. Mesela Yalova’daki botanik bahcemi vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. Şimdi borcumu bilgi sahibi olarak ve bunu aktararak ödüyorum. Okumak ibadettir. Okumamak cumhuriyete ihanettir.”

Oğlunu, eşini ve annesini kaybeden Hayrettin Karaca, “acılar karşısında isyan ederek hiçbir şey kazanamazsınız, elde olan bir şey değil çünkü bu. Ben acıyı da, mutluluğu da kabulleniyorum. Ama acılar hafızadan hiç çıkmaz” dedi.

Merhaba

Posted On 31 / Mart / 2006

Filed under Uncategorized

Comments Dropped 2 responses

“Bir büyük yol dünyamız,
biz insanlar yolcuları;
Tam rastlaşırız aynı konak yerinde
Öttürür borusunu sürücü: Gidiyoruz!”
~ H. Heine

Burada ara sıra karşılaşmak, duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak dileğiyle,
MERHABA!